Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 10

Ertesi gün ve sonraki günler evde ağırlıklı konuşulan konu Ramazan çavuşun yaptıracağı apartman ve bize verceği kat oldu. Bunları dinlemekten bıkmıştım, Ramazan çavuş bana apartmanla ilgili birşey söylediğinde, “He, evet!” deyip geçiyordum. Tamam yaptırsın apartmanı, versin katın birinin tapusunu, fazla mal göz çıkarmaz. Ama Nurcan’la evlenince daha nerede oturacağıma karar verememiştim. Nurcan bana, resmi nikahtan sonra beni Almanya’ya götürmekten ve orda yaşayacağımızdan bahsederken, Ramazan çavuş da köyde aynı çatı altında yaşayacağımızı varsayıyordu. Bir hafta öncesine kadar İzmir dışında başka bir yerde yaşayamam diye düşünen ben ise, köydeki sikilecek amcıkları gördükten sonra, artık köyden de tamamen kopmak istemiyordum.

Günler çabucak geçmiş, Nurcan’ların Almanya’ya dönme günü gelip çatmıştı. Yarın sabah erkenden döneceklerdi. Ve Nurcan’la birbirimize doyamamıştık. Akşam yemeğinden sonra Nurcan’ın annesi ne hikmetse bize, “Hadi gidin, başbaşa bir iki saat gezin dolaşın gelin! Belki uzun süre birbirinizi göremeyeceksiniz!” dedi. Kadının yaptığı bu kıyağa şaşırmıştım, ama sonra Jeton düştü bende. Nurcan bana bir iki gün önce adet günün yaklaştığını söylemişti. Ama Nurcan’ın adet görmesi umurumda değildi, azgınlıktan kuduruyordum, en azından götünden sikebilirdim. Nurcan’la atladık arabaya, Aşıklar tepesine sürdüm arabayı. Akşam akşam zaten ‘İn Cin Top Oynuyordu’ tepede.

Tepeye varınca indik arabadan. Nurcan’ın sırtını arabaya yaslayıp, öpüşmeye başladık. Yarağım zaten evin önünde arabaya bindiğimiz andan beri kalkık duruyordu. Öpüşürken fermuarımı indirdim, yarağımı çıkarıp Nurcan’ın eline verdim. Nurcan yarağımı okşarken öpüşmeyi bırakıp, “Aşkım kötü bir haberim var, adet günlerim başladı!” dedi. “Tahmin etmiştim zaten, ama önemli değil!” dedim ve öpüşmeye devam ettik. Nurcan dudaklarını dudaklarımdan çekip, “Üff yaa, ne berbat, tam da adet olacak günü buldum!” dedi. “Aşkım takma kafana, sorun değil!” dedim. “İstersen ağzımla boşaltayım seni aşkım?” dedi. “Ağzına al, ama götünü de sikmek istiyorum!” dedim. “Tamam aşkım!” diyerek çömeldi ve yarağımı yalamaya başladı. Amdan sikişemeyeceği için üzülmüştü.

Nurcan yarağımı biraz yaladıktan sonra ayağa kalktı, kot pantolonunu çözüp dizlerine indirdi. Arkasını dönderdim ve bagaj kaputuna domalttım. Külodunu da, Pedi düşmesin diye, sadece göt deliği görünecek kadar, yarım indirdim. Sikimin başını tükürükle ıslatıp yanaştım arkasına ve götüne soktum. Pantolonunu ve külodunu tam çıkarmadığı için biraz zor oluyordu, ama yine de götüne pompalamaya başladım. Ben tutturduğum Ritmle Nurcan’ın götüne girip çıktıkça, araba da Beşik gibi sallanıyordu.

Taa aşağıdan gelen bir arabanın farlarını görünce, fazla vaktimizin olmadığını düşünerek iyice hızlandım ve boşalacağım zaman götünden çıkıp, yere fışkırttım döllerimi. Aslında götünün içine boşalıp, içinde uzunca bir süre kalmak ve tadını çıkarmak istiyordum, ama gelen arabadan rahatsız olmuştum. Nurcan külodunu ve pantolonunu çekerken, ben de torpidodan ıslak mendil çıkardım, acele sikimi temizleyip, fermuarımı çektim. Biz toparlandığımızda gelen araba da tepeye iyice yaklaşmıştı. Birer sigara yaktık, arabaya sırtlarımızı yasladık, manzara seyrediyormuş gibi sigaralarımızı içmeye başladık.

Gelen araba bir ‘Hacı Murat’ idi, köyde birçok kişide vardı bu arabadan, onun için kime ait olduğunu bilmiyordum. Bizim arabayı görünce, 10-15 metre öteye park etti, farlarını söndürdü. Muhtemelen tepede yalnız olacağını sanmıştı, ama o da bizim gibi rahatsız olmuştu. Sigaralarımız bitince Nurcan’a, “Hadi gidelim!” dedim. Bindik arabaya, çalıştırdım arabayı, yaktım farları. Manevra yaparken bizim arabanın farı, öbür arabanın içindekilerini görmemi sağlamıştı. Arabada isimlerini bilmediğim iki genç erkekle, bir kız vardı.

Yanlarından geçerken kısa bir an tereddüt ettim, görmezden geleyim, basıp devam edeyim diye. Ama selam vermeden geçsem köyde laf ederlerdi, çünkü bizim arabayı herkes tanıyordu. Onun için tam yanlarından geçerken frene bastım ve selam vermek için camı indirdim. Bunun üzerine direksiyondaki genç te camını indirince, selam verdim. O beni tanıyormuş, ‘Harun abi’ diye hitap ederek selamımı aldı. Arkada oturan diğer gençle, kıza da selam verdiğimde farkettim, kız bizim Durdane idi. Durdane beni görünce telaşlanmıştı, alt dudağını ısırıyordu. Durdane fazla gerilmesin diye, “Hadi size iyi geceler!” deyip taktım vitese ve devam ettim. Biraz uzaklaşınca Nurcan sordu, “Kimdi onlar?” diye. “Kız, Gülbeyaz halamın kızı, Durdane. Diğer gençleri tanımıyorum!” dedim. Nurcan bu tepenin şöhretini bilmiyordu, ona bu konuda birşey söylemedim. Ama Durdane Aşıklar tepesine besbelli ki sikişmeye gelmişti.

Eve döndüğümüzde, Nurcan’ın annesi gözlerimize sikişip sikişmediğimizi anlamak istercesine bakıyordu. Cümbür Cemaat oturduk, biraz daha sohbet ettik. Sonra herkes yatmaya çekildi. Ben yine bodrumda yattım. Ama Durdane’yi düşünmekten hemen uyuyamadım…

Sabahın köründe Sahura kalkar gibi kalktık. Annem akşamdan peynirli börek yapmıştı, ama o saatte kimsenin canı birşey yemek istemedi. Belki yolda yerler diye, börekleri Alüminyum Folyo’ya sarıp arabalarına koyduk. Nurcan vedalaşırken duygularına hakim olamadı ve ağlayarak arabaya bindi. Ramazan çavuş yine elini öptürdü bana. Nurcan’ın annesi de önce elini öptürdü bana, sonra da sarılıp ağlamaya başladı. O sırada babam Ramazan çavuşla vedalaşıyor, annem de arabada ağlayan Nurcan’ı teselli etmeye çalışıyordu.

Hadi Nurcan’ın ağlamasını anlayabilirdim, ama annesi şimdi ne diye ağlıyordu? Hem o nebiçim sarılmaydı öyle? Kadın resmen kokumu içine çekerek, sıcak nefesini kulağıma vererek, göğüslerini vücudumda ezerek sarılıyordu bana. Öyle tahrik ediciydi ki, sikim hareketlenmeye başlamıştı. Bu kadının da canı sikilmek istiyor diye düşünmeden edemiyordum. Ramazan çavuşun, “Hadi hatun bin arabaya, yolcu yolunda gerek!” diye seslenmesiyle, kadın bana sarılmayı bıraktı ve eşarbının ucuyla gözyaşlarını sildi, bindi arabaya. Kornaya basarak yola çıktılar. Annem de adettendir diye, arkalarından bir tas su serpti.

Gitmeleriyle eve yine sakinlik çökmüştü. Birkaç saat daha uyuduk. Kahvaltıdan sonra ben bodrumdan yine yukardaki odama taşındım. O gün akşama kadar nerdeyse bütün vaktimi odamda geçirdim. Telefonumdaki resimleri ve Nurcan’la çektiğimiz sikiş Videosunu da yedekledim Laptopuma. Sonra aklıma Durdane geldi, Durdane’yi bir görsem çok iyi olacaktı.

Akşam yemeğini yedikten sonra, arkadaşlarla görüşmeye gideceğimi söyleyip çıktım evden. Ve doğruca Gülbeyaz halamlara gittim, amacım Durdane’yi görmek ve fırsat bulursam konuşmaktı. Gülbeyaz halamın kocası İstanbul’da inşaatlarda çalışıyordu. Köydeki erkeklerin çoğu gibi onun da mesleği tesisatçılıktı. Bu halamın toplam 4 çocuğu vardı. En büyükleri Cemal, askerdeydi. Cemal’in 2 yaş küçüğü Durdane idi. 2 tane de küçük oğlan vardı, oğlanların ikisi de ilkokula gidiyordu.

Durdane’nin benim anılarımda ayrı bir yeri vardı. Biz İzmir’e taşınmadan çok çok önceydi, halamlar (3-4 halam birlikte) tarlaya Ceviz çırpmaya gitmişlerdi. Çocukları tarlada ayak altında dolanmasın diye evde bırakmışlar ve çocuklara göz kulak olma işini de Durdane’yle bana vermişlerdi. Ozamanlar aklımın cinselliğe daha yeni yeni ermeye başladığı dönemlerdi. Çocuklara, “Saklambaç oynuyoruz!” deyip, Durdane ile ben, odanın birindeki Yüklük dolabına saklanmıştık. Yüklükteki üstüste istiflenmiş Döşek ve yorganlardan dolayı yerimiz çok dardı. Oraya sığmak için mecburen Durdane’nin arkasına yapışmıştım. Durdane de arkasını bana iyice bastırınca, içgüdüsel olarak götüne kerkinmeye başlamıştım…

Ozaman müthiş zevk almıştım bundan. Durdane’nin de çok hoşuna gitmişti bu yaptığımız ve o günden sonra sık sık yapmıştık bunu. Tabii elbiselerimiz üzerimizdeyken yapıyorduk. İlerleyen günlerde, benim hayatımda ilk gördüğüm Amcık da yine Durdane’nin Amcığı olmuştu. Evde yalnız kaldığımız bir gün, karşılıklı külotlarımızı indirmiş, o bana Amcığını gösterirken, ben de ona Çükümü göstermiştim. Durdane’nin de ilk gördüğü Çük benimkiydi. Daha sonraları başbaşa kaldığımızda, külotlarımızı indirip kerkiniyordum Durdane’nin götüne. Ozaman sikişme nedir tam bilmiyorduk, ama yaptığımız bu kerkinmeyi sikişme sanıyor ve müthiş heyecanlanıyorduk. Biz İzmir’e taşındıktan sonra, ikimiz de utandığımızdan olsa gerek, birdaha Durdane ile karşılaşmamıştık. Taa ki Aşıklar tepesindeki bu karşılaşmaya dek…

Gülbeyaz halam, ziyaretime çok sevinmişti. Çocuklar da öyle. Ama Durdane telaşlanmış, biraz da heyecanlanmış, eli ayağına dolaşmıştı. Yarım saat falan oturup, çay içip, sohbet ettikten sonra kalkmak için müsaade istedim. Giderken Durdane’ye, “Ben burdan Şehriban halamlara gidiyorum, gel istersen seni de götüreyim, Zeynep’le görüşürsün! Merak etme, dönüşte geri eve kadar getiririm!” dedim. Durdane, “Bilmem ki…” diyerek halama izin ister gibi baktı. Halam da, “Git kızım işte, Harun abin geri eve kadar getirecekmiş nasıl olsa!” dedi. Durdane evde giydiği hırkasını ve başörtüsünü değiştirdi ve çıktık. Hiç konuşmadan arabaya bindik ve Şehriban halamların istikametine doğru sürdüm.

Evden görünmeyecek kadar uzaklaşınca, sağa çektim arabayı. Durdane başını öne eğmiş, gözlerini arabanın paspasına dikmiş, hiç konuşmuyor, sadece yutkunuyordu. Elini tuttum ve “Durdane, bana bakarmısın bir saniye?” dedim. Durdane ürkekçe başını kaldırdı ve bana baktı. Bilmiyorum artık, korkudan mı, heycandan mı, ama kızcağız titriyordu. Onu sakinleştirmek için, gülümseyerek, “Seni çok özledim!” deyip, eğildim ve dudaklarına yumuldum. Durdane de anında karşılık verdi ve birkaç dakika ateşli bir şekilde öpüştük. Arabayla durduğumuz yerin pek uygun olmamasından dolayı hemen toparlandık. Aradan yıllar geçmesine rağmen, ikimiz de müthiş heyecanlanmıştık. Yarağım kazık gibi olmuş ve pantolonumu zorlamaya başlamıştı. Evet, Durdaneyi sikmek istiyordum.

Arabayı çalıştırdım ve Şehriban halamların evine sürdüm. Durdane’yle indik, kapıyı çaldık. Halamın küçük çocuklarından biri açtı kapıyı ve “Anne, Harun abiyle, Durdane abla geldi!” diye içeriye seslendi. Halam hemen kapıya geldi ve bizi içeriye buyur etti. Ama ben, “Yok girmeyelim, arabayla geziyorduk, Zeynebi de almaya geldik. Bir iki saat dolaşıp geleceğiz!” dedim. O sırada Zeynep de kapıda göründü. Ona da aynı şeyi söyledim. Zeynep sevinçle, “Geliyorum hemen!” deyip, içerden başörtüsünü aldı geldi ve başına bağlayıp, ayakkabılarını giydi. Üçümüz arabaya binip ordan uzaklaştık. Kızların ikisi de arkaya binmişti.

Zeynep heyecanla, “Hayırdır, gece gece nerden çıktı bu gezme işi? Nereye gidiyoruz?” diye sordu. Ben de, “Bir yere gittiğimiz yok, Durdane ile biraz başbaşa kalmak istiyorum sadece!” dedim. Zeynep bu cevabıma bozulmuştu, “Ee, beni ne diye yanınızda götürüyorsunuz ozaman?” dedi. Cevap vermedim. Dikiz aynasından baktığımda, Durdane yine başını öne eğmişti, alt dudağını ısırıp, yutkunuyordu. Zeynep ise anlamıştı olayı.

Arabayı köyün dışına sürdüm. Komşu köyün yakınlarında, dere kenarında, eskiden Değirmen olarak kullanılan bir yıkıntı vardı. Arabayı yoldan görünmesin diye yıkıntının arkasında, bir ağacın altına çektim ve kontağı kapadım. Zeynebe, “Sen arabada birkaç dakika beklermisin!” deyip indim. Zeynep bu sözüme de çok bozuldu. Ben öbür tarafa dolanıp, kapıyı açtım ve Durdane’ye inmesini söyledim. Durdane inince torpidodan ıslak mendil kutusunu aldım ve Durdane’yle arabanın arkasına dolandık, 9 – 10 metre ötedeki ağacın altına gittik.

Islak mendil kutusunu yere bırakıp, Durdane’nin sırtını ağaca yasladım ve dudaklarına yumuldum. Durdane dudaklarını çekip, “Zeynep arabadan bize bakıyor!” dedi. Benim sırtım arabaya dönük olduğundan Zeynebin baktığını görmüyordum, “Boşver baksın! Merak etme, birazdan konuşurum onunla ben, kimseye birşey söylemez!” deyip tekrar yumuldum dudaklarına. Durdane Zeynebin bakmasından biraz tedirgin olsa da, fazla dayanamadı ve karşılık verdi. Çılgınlar gibi öpüşüyorduk. Yarağım kazık gibi olmuştu öpüşürken. Birşey demeden Durdane’yi yüzü ağaca gelecek şekilde dönderdim ve eski günlerde yaptığım gibi arkasına dayandım. Biraz götüne kerkindikten sonra, fermuarımı açtım, yarağımı çıkardım. Şalvarını indireceğimde, Durdane yine tedirgin oldu, “Yapma, Zeynep görecek!” diyerek, şalvarını tuttu ve indirmemi engelledi.

“Bırak şimdi Zeynebi, ben onunla konuşacağım dedim ya!” diyerek, şalvarını küloduyla birlikte dizlerine kadar indirdim ve “Biraz eğil öne!” dedim. Durdane artık işi akışına bırakmıştı. Eğilince, yarağımın başını tükürükle ıslatıp, yanaştım arkasına. Yarağımı göt deliğine bastırmaya başladığımda, “Dur, yanlış yeri zorluyorsun!” deyip elini arkaya attı ve yarağımı tutup amının deliğine denk getirdi. Aslında ben götünü sikmek istiyordum, ama neyse, amına bastırdım. Vıcık vıcık sulanmıştı amı ve daracık olmasına rağmen yağda kayar gibi girmiştim. Dibine kadar köklediğimde, Durdane kısıkça, “Ahhhh!” diye inledi. Bakire değildi, fakat çokta sikişmediği, amının çok dar oluşundan belliydi. Taş çatlasa, anca birkaç kere sikişmiş olmalıydı.

Amına pompalamaya başladım. Fakat Durdane’nin boyu benden kısa olduğundan, ben dizlerimi kırmak zorunda kalıyordum. Yine de aldığım zevke engel değildi bu pozisyon. Pompalarken, elimi de öne atıp, klitorisini okşamaya başladığımda, Durdane de inlemelerini artırmıştı. Çok geçmeden orgazm oldu. Amından akan suları yarağımda hissediyordum. Amı okadar kayganlaşmıştı ki, ben de fazla dayanamadım ve son anda yarağımı amından çıkarıp yere fışkırttım döllerimi. Durdane birkaç saniye öyle kaldı, sonra hemen doğrulup külodunu ve şalvarını çekti. Yönünü bana döndüğünde, ilk işi arabaya bakmak oldu. Sonra da, “Üff yaa, Zeynep bakıyor halen, herşeyi gördü!” dedi. Ben de dönüp arabaya baktığımda, Zeynep kafasını önüne çevirdi.

Islak mendil kutusunu aldım ve “Git Zeynebi gönder buraya!” dedim. Durdane, “Yaa, ben şimdi Zeynepten utanırım, beraber gidelim, ne konuşacaksan arabada konuş!” dedi. Ben de biraz sert bir ses tonuyla, “Git, söyle gelsin yanıma, onunla yalnız konuşacağım!” dedim. Durdane alt dudağını ısırarak gitti, arabaya bindi. Hemen sonra da Zeynep indi. Ben ıslak mendille yarağımı silerken yanıma geldi ve ben daha ağzımı açmadan, “Biliyormusun, sen çok adisin!” dedi. Yarağım halen kazık gibiydi ve Zeynep bu arada yüzüme değil, yarağıma bakıyordu. “Seni çok özledim aşkım!” deyip, Zeynebi kolundan tuttuğum gibi, sırtını ağaca yasladım ve dudaklarından öpmek istedim.

Zeynep, “Yapma, istemiyorum! Hem adisin, hem de yalancısın!” diyerek öptürmedi ve başını yana çevirdi. Ben de boynunu öperek, elimi şalvarının içine soktum ve külodunun üstünden amını avuçladım. Zeynep istediği kadar istemiyorum diyedursun, külodu ıslaktı. Elimi külodunun da içine soktuğumda, amı da vıcık vıcıktı. Muhtemelen demin arabadan bizi seyrederken ıslanmıştı. “İndir şalvarını, hadi çabuk ol!” dedim. Zeynep yine, “Yaa, istemiyorum!” dedi. Aklı sıra bana naz yapıyordu orospu. Sinirlenmiştim, “Siktirtme belanı şimdi!” deyip, arkasını döndürdüm ve şalvarıyla külodunu zorla kendim indirdim. Sonra da ensesinden bastırıp, “Ağaca tutunup domal!” dedim.

Domalınca, yarağımı direkt amına soktum ve deli gibi pompalamaya başladım. Okadar hızlı pompalıyordum ki, Zeynep, “Uhhh, ahhh, yavaşşş!” demeye başladı. Tempomu biraz düşürüp amını sikmeye devam ettim. Biraz sonra Zeynep zevkten inliyordu. 5-6 dakika siktikten sonra, Zeynep uzun bir inlemeyle orgazm oldu. Benimse boşalmama daha çok vardı, yarağımı amından çıkarıp götüne dayadım. Bir seferde götüne kökleyince, “Ahhhh! Yavaş olsana hayvan!” diye bağırdı. Onun bana hayvan demesi beni daha da azdırmıştı, makineli tüfek gibi sikmeye başladım götünü. Boşalmama yakın, elimi amına atıp, klitorisini okşadım. Ve Zeynep birkez daha orgazm olurken, ona iyice kenetlenip, götünün içine fışkırttım döllerimi. İkimiz de nefes nefeseydik. Bir süre daha Zeynebe kenetli kaldım, sonra yarağımı yavaşça götünden çıkardım. Döller şalvarına akmasın diye külodunu yukarı çektim. Ben yarağımı ıslak mendille silerken, o da şalvarını çekti.

Zeynep halen kızgın bakıyor ve burnundan soluyordu. Ona, “Seni çok seviyorum aşkım!” deyip dudaklarına yumuldum. Önce isteksiz durdu, sonra dayanamadı ve karşılık verdi. Biraz öpüştük. Dudaklarımız ayrılınca, Zeynep, “Ben de seni çok seviyorum, ama sen çok üçkağıtçısın! Hep başkalarını sikeceğinde aklına geliyorum! Başka zaman beni hiç arayıp sormuyorsun!” dedi. “Ne desen haklısın aşkım! İlk fırsatta seninle başbaşa güzel vakit geçireceğiz! Hadi şimdi arabaya gidelim!” dedim. “Söz mü?” dedi. “Söz aşkım!” dedim. Zeynep biraz yumuşamış, yüzünde hafif bir gülümseme belirmişti. Ele ele tutuşarak arabaya gittik.

Arka kapıyı açtım ve Zeynebe, “Geç aşkım!” dedim. Zeynep gülümseyerek Durdane’nin yanına bindi. Durdane o ana kadar öteki tarafa bakıyordu, ama benim Zeynebe kullandığım ‘Aşkım’ kelimesini duyduktan sonra başını çevirdi ve bana baktı. Durdane, demek ki ben Zeynebi sikerken bakmamıştı ve sadece konuştuk sanıyordu. Ben de birşey demeden direksiyona geçtim ve arabayı çalıştırdım. Yola çıkmadan, elimi arkaya atıp Durdane’nin dizini okşayarak, “Durdane aşkım, merak etme, Zeynep gördüklerini kimseye söylemeyecek!” dedim. Sonra da elimi Zeynebin dizine kaydırıp okşayarak, “Öyle değil mi aşkım?” dedim. Zeynep de, “Evet, benden sır çıkmaz!” diye onayladı. Durdane bizim bu sözlerimizden sonra nisbeten rahatlamıştı, ama bir okadar da kafası karışmıştı.

Önce Zeynebi bıraktık. Sonra Durdane’yi bırakmak için devam ettim. Durdane dayanamadı ve sordu, “Zeyneple aranızda birşeyler mi var?” diye. Bu sorunun geleceğini tahmin etmiştim, ama halen ne cevap vereceğimi düşünüyordum. Ben hemen cevap vermeyince, Durdane, “Zeynebi de sikiyorsun, öyle değil mi?” dedi. Ben de, “Sana yalan söyleyecek değilim aşkım, evet, onu da sikiyorum!” dedim. Durdane şaşırmıştı, “Ama Zeynep nişanlı!” dedi. “Olsun, ben de Nurcan’la evli sayılırım!” dedim. Durdane, “Hımmm… Peki ya niye Zeynebe aşkım deyip duruyorsun, ona aşıkmısın?” diye sordu. Ben güldüm, “Yok canım, sadece ağız alışkanlığı!” dedim. “Bana da aşkım diyorsun, o da mı ağız alışkanlığı?” dedi. “Senin yerin bambaşka, sana eskiden beri aşığım!” dedim. Durdane bu sözümden çok mutlu olmuştu. Durdane’yi de bıraktım ve evime döndüm.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir