Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 25

Birgül, orgazmın etkisi azalıp, bacaklarını gevşetince, yarağımı usulca çektim amından. Birgül hemen doğrulup yarağıma yumuldu ve emmeye başladı, ağzına boşalmak istediğimi sanmış olmalıydı. “Dur, yapma!” deyip yarağımı ağzından çektiğimde şaşırmıştı, “Ne oldu aşkım?” diye sordu. “Resim çekmek istiyorum, arkanı dönüp domalsana!” dedim. Birden götüne saldırıp ürkütmek istemiyordum, güzelce alıştırıp öyle sikecektim Birgül’ün bakire götünü.

Birgül dediğimi yapıp Çekyatın üstünde dörtayak domalınca, uzaktan birkaç resim çektim. Sonra, “İki elinle götünün yanaklarını ayır aşkım, Close-Up çekmek istiyorum!” dedim. Birgül sağ omzunu Çekyata dayadı, ellerini arkaya atıp götünün yanaklarını ayırdı. Yaklaştım arkasına. Büzüğü Kabak çiçeği gibi hafifçe açılarak ortaya çıkmıştı. Büzüğünün yakından birkaç resmini çekip, “Bozma, öyle kal!” dedim ve telefonu sehpaya bıraktım.

Dilimi büzüğüne değdirdiğimde Birgül önce bir irkildi, fakat büzüğünü yalamaya başladığımda, “Immmhh, ohhhh!” diye inlemeye başlamıştı. Artık büzüğünü kasmayı da bırakmıştı, dilimin ucunu bile sokabiliyordum gevşemiş büzüğüne. Ara sıra dilimi amına indiriyordum, amını biraz yalayıp, tekrar büzüğüne çalışıyordum. Bu şekilde bir süre devam edip, “Korkma, bebe yağı dökeceğim!” dedim. Büzüğünün çukuru dolacak kadar bebe yağı döktüm. Ve parmağımla yedirerek, parmağımı yavaş yavaş büzüğüne sokmaya başladım. Parmağım yarıya kadar girdiğinde, “Acıyor mu aşkım?” dedim. “Yok, acımıyor!” dedi. Biraz daha bebe yağı döküp, parmağımı yavaş yavaş sokup çıkarmaya başladım.

“Bak, parmağımla sikiyorum götünü aşkım! Hoşuna gidiyor mu?” dediğimde, Birgül, “Ohhh, çok güzelll, devam et, ohhh!” diye inledi. Parmağımı götünden çıkardığımda, büzüğünün yavaşça tekrar kapanmasını izlemek müthiş tahrik ediciydi. Yağlayıp, iki parmağımı birden sokmayı denediğime, “Acıyorrr!” dedi. “Tamam aşkım!” deyip parmaklarımı çektim. Salatalığı aldım, ucunu yağlayıp büzüğüne bastırdım. Salatalığı burgu gibi çevirerek sokmaya başladım. Ama salatalığın daha ucu girince, “Ufff, acıyor!” dedi. “Al o halde kendin sok!” deyip eline tutuşturdum salatalığı.

Şimdi ben ayırıyordum götünün yanaklarını ve Birgül salatalığı sokmaya çalışıyordu büzüğüne. Ihılaya ıhılaya da yarısına kadar sokmayı başarmıştı. Ben tabii bu görüntüyü kaçırmamak için resim çekmek istedim. “Götünün yanaklarını ayır aşkım!” deyip telefonuma uzandım. Bir iki resim anca çekmiştim ki, salatalık fırladı çıktı götünden, önce Çekyata düştü, ordan da yuvarlanıp yere halıya düştü. Çok komiğime gitmişti bu, ben kahkahayı basınca, Birgül de benimle birlikte gülmeye başladı. Telefonu sehpaya bırakıp, salatalığı aldım yerden, peçeteyle güzelce temizleyip, ucuna yine bebe yağı döktüm ve bu sefer salatalığı Birgül’ün götüne ben soktum.

Salatalıkla Birgül’ün götünü uzunca bir süre siktikten sonra, hem Birgül alışmıştı götten sikilme fikrine, hem de götünün deliği iyice açılmıştı. Salatalığı tamamen çıkardığımda, artık göt deliği Bira şişesinin ağzı kadar açık kalıyordu. Sonra yavaş yavaş kapanıyordu. Şimdi gerçek yarakla sikilmesinin zamanı gelmişti. Yarağımın başını da güzelce yağladım. Götüne salatalığı son kez sokup çıkardım ve büzüğü kapanmadan yarağımın başını yasladım götüne. Ve fazla zorlanmadan soktum. Ben, “Ohhhh!” çekerek dibini bulduğumda, Birgül de, “Mmmhhh, bu daha güzelmiş aşkım!” dedi. “Sen dur, bu daha birşey değil!” deyip, ufaktan pompalamaya başladım. Gittikçe hızlanıyordum.

İyice hızlanıp, Birgül’ün götünü, çıkan ‘Şak, şak, şak!’ sesleri eşliğinde 10-15 dakika kadar seri bir şekilde siktikten sonra, ben de boşalmaya yaklaşıyordum. Götüne pompalamaya devam ederken, elimi de alttan amına attım ve klitorisini okşadım. Birgül zevkten kudurmuş bir halde, “Ohhh, devam et, geliyorum, geliyorum!” diye bağırıyordu. Birkaç saniye sonra Birgül tiz bir orgazm çığlığı attığında, ben de kenetlenip, götünün içine fışkırttım döllerimi. İkimiz de burnumuzdan soluyor, halen kısık kısık inlemeye devam ediyorduk. Sakinleşmemiz epey sürdü. Yarağım da götünün içinde gittikçe küçülüyordu. Sonunda yarağım götünden çıktığında kalktım, birkaç peçete alıp sikimin altına tutarak karşıdaki Çekyata oturdum. Birgül de yüz üstü kapaklanmıştı bulunduğu Çekyata, kendi kendine birşeyler mırıldanıyordu.

Peçeteyle yarağımı ve taşaklarımı silip, Rakıdan bir yudum aldım. Bir de sigara yaktım. Birgül halen yüzüstü yatıyordu. Sigaram bitince kalktım, peçeteyle Birgül’ün götündeki dölleri de sildim. Sırtına ve ensesine birkaç öpücük kondurup, “İyimisin aşkım?” dedim. “Hı hı, iyiyim! Mmmhhhh!” dedi. Biraz kendine geldiğinde ise, eline birkaç tane peçete verdim ve “Hadi kalk, duş alalım!” dedim. Birgül peçeteleri götüne tutarak doğruldu. Ben de kalkmasına yardımcı oldum ve ona sarılarak duşa götürdüm. Önce Birgül’ü yıkadım, amını götünü güzelce şampuanladım. Sonra kendimi yıkadım. Duştan çıkıp kurulandık, Birgül’ün yatağına gittik.

Yatağa yatıp, biraz öpüştükten sonra, 66 pozisyonunda Birgül’e arkadan sarıldım. Aslında sadece öyle yatıp uyumaktı amacım, ama Birgül rahat durmadı, bir süre sonra götüyle yarağıma sürtünmeye başlayınca, yarağım kazık gibi oldu. Dayanamadım, götüne geçirdim yarağımı ve o pozisyonda sikip, götüne boşaldım ve yarağım götünün içindeyken uyudum.

Telefonumun çalmasıyla uyandığımda, Birgül yatakta yoktu. Ben yataktan kalkana kadar sustu telefon. Mutfağa, banyoya tuvalete baktım, Birgül yoktu. O sırada salonda telefonum yeniden çalmaya başladı. Salona gidip telefonumu aldım, Birgül arıyordu. Açtığımda, “Uyandın mı aşkım?” dedi. Ben de, “Sabah sabah neredesin sen?” dediğimde, güldü ve “Ne sabahı yaa? Nerdeyse akşam oluyor aşkım!” dedi. Saatime baktım, harbiden 15:30’a geliyordu. “Niye uyandırmadın beni? Hem nerdesin sen?” dedim. “Öyle güzel uyuyordun ki aşkım, uyandırmaya kıyamadım! Ben şimdi Oteldeyim, stajım var bugün!” dedi. “Nezaman geliyorsun?” diye sorduğumda, “Bugün gececiyim, yarın öğleden sonra evdeyim!” dedi. Sonra da, benim yarına kadar evde kalıp, kendisini beklememi istedi. Ama ben bunu yapamayacağımı, işlerimin olduğunu söyledim.

Birgül’le telefon görüşmesini bitirdikten sonra, baktım telefonumda okunmamış mesajlar vardı. Halime’den, Firdevs’ten ve Meltem hanımdan gelmişti. Halime ve Firdevs, beni sevdiklerini ve özlediklerini yazmışlardı. Meltem hanım ise (Kırıldım sana!) yazmıştı sadece. Üçüne de tek tek aynı mesajı (Kusura bakma, sınavlarım var, sınavlar bitince görüşürüz!) diye yazıp yolladım. Eve gidip, biraz kafamı dinlendirmek istiyordum. Ayrıca gerçekten de sınavlarım vardı ve hazırlanmam gerekiyordu. Mesajları gönderdikten sonra duş alıp çıktım, arabama atlayıp köye gittim.

O haftayı evde inzivaya çekilerek ve sınavlara hazırlanarak geçirdim. Ne gelen telefonlara bakıyordum, ne de mesajlara cevap yazıyordum. Sadece Nurcan aradığında konuşuyordum. Ertesi hafta İzmir’e gittim. İzmir’de bir hafta kaldım, sınavlarımı verip köye döndüm. Bu arada ben İzmir’deyken Ramazan çavuşun apartmanının temeli atılmış, ama ben başında olmadığımdan Ramazan çavuşun kardeşi ilgilenmişti. Döndüğümde beton kurumuş, kalıplar sökülmüştü. Kesin tarihini bilmiyordum, ama bu sıralar Almanya’dan Projeyi çizen mimar da gelecekti. Ramazan çavuş adamı başıma sarmıştı, inşaat bitene kadar adamla ben ilgilenecektim.

Adamı havaalanında karşılamam gerekiyordu. Adamın geleceği tarihi ve uçuş bilgilerini Nurcan mail atacaktı. Perşembe günü mail geldi. Mailde, (Passagiers: Mrs. and Mr. Bachmeier, Arrival: Cumartesi, 23:45, İzmir) yazdığını görünce, adamın tek gelmediğini anladım. Adam muhtemelen karısıyla birlikte geliyordu. Ayrıca Ramazan çavuş onlar için Otelden oda ayırtmıştı. Hem de, benim Nurcan’ı ilk siktiğim, Mürüvet’le Zeynebi siktiğim, Resepsiyoncu Beste’yi siktiğim, Atalay’ın ön büro müdürü olduğu, Halime’nin çalıştığı ve Müge ile Birgül’ün staj yaptığı Otelde.

Bunu öğrendiğimde, içimden (Başka Otel mi bulamadın amına koduğumun herifi!) diye küfürü bastım Ramazan çavuşa. Ayrıca anlamadığım şey, bu mimar taa Almanya’dan karısıyla birlikte gelip, köydeki siktiri boktan bir inşaatı kontrol edecek, birkaç ay boyunca da bölgenin en lüks Otelinde kalacaktı, bu kadar masrafa değer miydi? Üstelik Ramazan çavuşta bu kadar para var mıydı? Kafam almıyordu bütün bunları!

Babamlara, İzmir’e bir gün erkenden gidip, okula uğrayacağımı, sınav sonuçlarına falan bakacağımı söyleyip, Cuma sabahı erkenden çıktım evden. Tabii ogün İzmir’e falan gitmeyecektim, doğruca kasabaya gittim. Meltem hanımı bir görsem iyi olacaktı, çok ayıp etmiştim kadına. Hem bilgisayar kursu nasıl gidiyor, ona bakacaktım. Hem de birilerini bulup dairemin temziliğini falan yaptırırım, ayrıca yorgan yastık, çarşaf, havlu vs. falan gibi gerekli birkaç birşeyler alırım ve bu gece orda yatarım, Cumartesi günü de İzmir’e hareket ederim diye düşünüyordum.

Kasabaya vardığımda, arabayı yine Birgül’lerin sokağa bırakmak istedim. Ama geçen park ettiğim yer dolu olduğu için az ileriye park ettim. Park ettiğim yer tam da börekçinin önüydü. Kahvaltı yapmıştım, ama sabah sabah sıcak börek kokusuna dayanamadım, börekçiye girdim, bir porsiyon börek yedim. Çıkarken de 2 porsiyon börek paket yaptırdım, Firdevs’le Meltem hanıma götürmek için. Ama Birgül’lerin evinin önünden geçerken fikrimi değiştirip, apartmana daldım. Birgül’lerin ziline bastım.

Ben kapıyı Birgül açacak diye beklerken, Müge açtı. Günaydınlaştıktan sonra, “Burdan geçiyordum da, size börek getirdim!” dedim. Müge fısıldayarak, “Gelsene içeriye!” dedi. Saçı başı dağınıktı, yataktan kalktığı belli oluyordu, üzerinde altlı üstlü pazen bir pijama takımı vardı. Açık yakasından göğüslerinin çatalı görünüyordu, sütyen yoktu içinde, sivrilmiş meme uçları belli oluyordu. Neden fısıldadığını anlamamıştım, ama ben de onun gibi fısıldayarak, “Birgül yatıyor mu daha?” diye sordum. Müge yine fısıldayarak, “Evet, uyuyorlar daha!” dediğinde şaşırmıştım. “Uyuyorlar mı? Misafiri mi var?” diye sordum. Müge, “Sevgilisiyle barıştılar!” dediğinde bozulmuştum.

Müge, “Uyandırmayalım onları, istersen gel mutfağa geçelim!” dedi. Geçtik mutfağa, Müge mutfağın kapısını kapattı, “Geç otur!” deyip, çay suyu koydu ocağa. Börekleri poşetten çıkardı, tabaklara koydu. Birgül’ün içerde sevgilisiyle yatıyor olmasına canım sıkılmıştı, ama yine de gözlerimi Müge’nin götünden ayıramıyordum. Müge raftan çayı şekeri bardakları falan alırken beli açılıyor, o açıklıktan tanga külodunun üst kısımları görünüyordu. İki saniyede yarağım sertleşmişti, hani ayakta olsam yarağım önümde çadırı kuracaktı.

Müge, “Ben bir elimi yüzümü yıkayıp geleyim!” deyip banyoya gitti. Elini yüzünü yıkayıp, birkaç dakika sonra tekrar mutfağa geldiğinde parfüm kokuyordu, saçlarını da taramıştı. Bir an için düşündüm, acaba Müge ile birşeyler yaşayabilirmiyim diye, ama bunun bu anda iyi bir fikir olmadığına karar verdim. Ayrıca Birgül’ün sevgilisiyle içerde yatıyor olmasına müthiş bozulmuştum ve bu evde daha fazla kalmak istemiyordum. “Sana afiyet olsun!” deyip kalktım. Müge şaşırmıştı, “Aa, nereye? Ne oldu?” dedi. “Yok birşey, ben gidiyorum…” dediğimde, Müge koluma yapışıp, “Aşk olsun Harun! Demek buraya sadece Birgül için geldin? Bari bir çay içip öyle gitseydin?” dedi. Kolumu bırakmamıştı, gidecek olmama gerçekten üzülmüş gibiydi.

Pijamasının yakasından görünen göğüslerinin çatalına bakarak, “Ama kalırsam çaydan fazlasını isterim!” dedim. Müge ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı, ama salağa yatıp, “Neskafe yapayım mı?” dedi. “Boşver şimdi çayı kahveyi, ben seni istiyorum!” deyip, elimi beline atıp kendime çektim ve yumuldum dudaklarına. Müge aptallaşmıştı, ne karşı koyuyor, ne de öpmeme karşılık veriyordu. Bu arada yarağım önümde çadırı kurmuş, Müge’nin bacağına değiyordu. Sütyensiz göğüsleri de vücuduma yapışmış, sıcaklığını pijamasından bile hissedebiliyordum. Kız cayır cayır yanıyordu. Ama mal gibi durmasına, karşılık vermemesine canım sıkılmıştı.

Dudaklarını öpmeyi bırakıp, elimi belinden çektim ve “Ben gidiyorum!” dedim. Müge birşey demedi. Ben mutfaktan çıktığımda, Müge şaşkınlığını atamamış ve halen orda mal gibi dikiliyordu. Koridorda, kapının arkasında ayakkabılarımı giymek üzereyken geldi. Koluma yapışıp, “Yaa, gitme!” dedi. “Kalsam ne olacak ki? Birgül orda sevgilisinin koynunda uyurken, biz senle uslu uslu oturacakmıyız?” dedim. Müge elimden tutarak, “Yaa, benim hiç erkek arkadaşım olmadı… anla işte!” dedi. Bunu duyduğuma şaşırmıştım, bu yaşına gelmiş bir kızın hiç erkek arkadaşı nasıl olmazdı?

Müge elimden asılıp çekerek, “Lütfen gitme yaa!” dediğinde, ayakkabılarımı giymekten vaz geçip, “Peki, odana gidelim o halde!” dedim. Elimi bırakmadan çeke çeke odasına götürdü beni. İçeriye girip kapıyı kapatınca, beline tekrar sarılıp, yine yapıştım dudaklarına. Bu sefer kendince karşılık veriyordu, ama çok acemiceydi. Gerçekten de bu zamana kadar hiç erkek arkadaşı olmadığına kanaat getirmiştim. Bugün Müge’yi sikemesem de, en azından oral seks yapacaktım. Yarağım çadırı kurmuştu. Hiç öpülmemiş dudaklarını yercesine öperken, pijamasının üstünden de götünü avuçlayıp kendime çekiyordum Müge’yi. Yarağım bacak arasına, amına dayanıyordu, nerdeyse pijamasının altını delecekti.

Biraz ayakta öpüştükten sonra Müge’ye, “Yatağa gir!” deyip, pantolonumu ve tişörtümü çıkardım. Sadece boxerimle ben de yatağa girdim. Üstümüze yorganı çekip, tekrar dudaklarına yumuldum. Elimi pijamasının içine soktum, göğüslerini okşuyordum. Dudaklarını öpmeyi bıraktım, pijamasının üstünü yukarı sıyırıp, memelerine yumuldum. Memelerini öpüp kokluyor, yalayıp emiyordum. Müge ise inlerken sesinin çok çıkmamasına dikkat ediyordu. Memelerinden göbeğine indiğimde, Müge de o sırada pijamasının üstünü çıkardı, göğüslerini tamamen çıplak bıraktı.

Göbeğini bir süre öpüp yaladıktan sonra pijamasının altını sıyırdım ayaklarına kadar. Müge de ayaklarını oynatarak pijamasını çıkarmama yardımcı oldu. Şimdi o tanga küloduyla, ben de boxerimle kalmıştım. Yorgan halen üstümüzde olduğundan birşey göremiyordum. Yorganı açacağımda açtırmadı. Ben de ısrar etmedim. Külodunu indirmek istediğimde de, “Utanıyorum!” diyerek engelledi. Yukarı kayıp dudaklarını öptüm ve “Bunda utanılacak ne var ki aşkım, amcığını ellemek, öpmek, koklamak, yalamak istiyorum!” dedim. “Yaa, öyle küfürlü konuşma!” dediğinde, içimden, (Yitirmezsek bulduk valla!) dedim. Ne yapacaktım bu kızla, bilmiyordum. Beni epey uğraştıracaktı. Ve benim şu anda uğraşmaya hiç isteğim yoktu!

Dudağından öpüp, “Bak ne diyeceğim aşkım, ben şimdi gideyim, sen utangaçlığını yendiğinde ara beni, tamam mı?” deyip doğruldum. “Yaa, gitme!” deyip sımsıkı sarıldı. Ben de, “Çıkar ozaman şu külodunu! Aybaşın mı var, anlamıyorum neden utanıyorsun ki?” dedim. Kulağıma fısıldayarak, “Yaa, şeyy… ben oranın tüylerini almadım…” dedi. “Sorun ettiğin şeye bak aşkım! Ben kıllı amcığa bayılırım!” dedim. Müge, “Ciddi misin?” derken çok şaşırmış, aynı zamanda da müthiş rahatlamıştı. “Gayet ciddiyim, hadi çıkar külodunu!” dedim. “Şeyy… ama tüyler çok uzun…” dedi. “Daha iyi ya aşkım! Hadi çıkar artık!” deyip dudağına öpücük kondurdum.

Müge gözlerini kapayıp külodunu çıkardı. Ben de yorganı açtım ve orman gibi kıllı amcığı karşımdaydı.

2 thoughts on “Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 25

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir