Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 31

Sabah sabah Alexandra’nın götünü sikmek iyi gelmişti. Banyodan duşun sesi geliyordu, Gustav 31 çekmeyi bitirmiş, şimdi de duş alıyor olmalıydı. O yıkanıp banyodan çıkana kadar, biz 66 pozisyonunda yattık. Şöyle bir 15-20 dakika daha o pozisyonda yatmanın keyfini çıkarmak istiyordum. Alexandra, göğüslerini okşayan elimi tutup yukarı kaldırdı ve “Saatin doğru mu?” dedi. Ben daha sabahın köründeyiz sanıyordum, ama saat öğlen 11:30’a geliyordu. Bukadar çok uyuduğuma şaşırmıştım, “Evet, doğru! Kalkmamız lazım!” dedim. İstemeye istemeye kalktık. Gustav eşyaları toparlayıp valizleri hazırlarken, biz de banyoya girdik, acele bir duş alıp, giyindik.

Valizlerini aldılar, odadan çıktık. Ben de odama gidip kendi eşyalarımı aldım. Kameralarını da verdim kendilerine. Ve aşağı indik, anahtarları teslim ettik resepsiyona. Saat 12:00’yi biraz geçmişti, ama sorun etmediler. Nerdeyse öğle yemeği saati başlayacaktı, ama Alexandra bana, “Kahvaltı yapmak istiyorum, para sorun değil!” deyince, resepsiyona söyleyip, kahvaltı masası hazırlattım. Kahvaltımızı yapıp, otelden ayrıldık ve yola koyulduk…

Yolda sadece bir kez benzinliğin birinde durduk, çay ve ihtiyaç molası için. Akşama doğru asıl kalacakları otele vardığımızda, resepsiyonda Birgül ve Halime vardı. Beni görünce Birgül renkten renge girmişti, sanki bir suç işlemiş gibi, gözlerime bakmaktan çekiniyordu. Halime ise heyecanlanmıştı, sikiştiğimizi Birgül’ün bilmediğini sanıyor ve Birgül’e birşey belli etmemeye çalışıyordu. İkisine birden selam verdiğimde, Halime, “Hoş geldin!” diyerek selamımı aldı. Birgül ise, “Hoş geldiniz Harun bey!” dedi. Sevgilisiyle barıştığı için, sanki aramıza mesafe koymaya çalışır gibi bir hali vardı Birgül’ün.

Alexandra meraklı bakışlarla oteli incelerken, Gustav pasaportlarla birlikte yanımdaydı. Pasaportları alıp Birgül’e verdim, kayıt işlemlerini yapması için. Halime’ye, “Atalay yok mu?” diye sordum. “Odasında, yanında misafiri var. Geldiğini haber vereyim mi?” diyerek telefona sarıldı. Ama ben, “Gerek yok, ben yanına uğrarım, odasını biliyorum!” dedim. Gustav’a, bir iki dakika içerisinde geleceğimi söyleyip, Atalay’ın odasına gittim.

Kapıyı tıklatıp açtığımda ilk gördüğüm, misafir koltuğunda oturan kız oldu. Liseye falan gidiyor olmalıydı. Şimarık bir şeye benziyordu. Atalay, “Ooo, ortağım nerelerdesin sen yaa!” diyerek sevinçle ayağa kalktı. Atalay’la tokalaşıp, birbirimize sarıldığımızda, gözümü mini etekli kızın bacaklarından ayıramamıştım. Atalay sarılma faslından sonra, “Teyzemin kızı, Şaheste! Bu da kankam, Harun!” diyerek bizi tanıştırdı.

“Memnun oldum!” deyip elimi uzattığımda, Şaheste tokalaşmak için ayağa kalktı. Ben sadece tokalaşacağız diye beklerken, yanaktan öpüştü benimle. Boyu benden epey bir kısa olduğu için, yanağını öperken eğilmek zorunda kalmıştım. Yoğun fakat kaliteli bir parfüm kokusu geliyordu burnuma, herhalde yarım şişe parfüm sürünmüş diye düşünmeden edemedim. Göğüslerinin çok küçük olduğu hemen belli oluyordu, göğüslerinden bir iki beden büyük sütyen emanet gibi durmuştu beyaz tişörtünün altında…

Atalay’a, Almanya’dan konuklarımın olduğunu ve şu anda Check-in yaptıklarını söyleyip, 2 dakikalığına benimle resepsiyona gelmesini söyledim. Şaheste’den müsaade isteyip çıktık, resepsiyona gittik. Atalay’ı Gustav ve Alexandra ile tanıştırdım. Zaten Atalay da, Almanya’dan rezervasyon yapıldığı andan itibaren gelecek konukları merakla bekliyormuş…

Bellboyla birlikte Atalay da bizimle odalarını göstermeye geldi. Ama Alexandra odanın manzarasını pek beğenmedi, balkonu yoldan tarafa bakıyor diye hoşuna gitmemişti. Atalay’a, “Oğlum başka oda yok mu? Değiştir odayı, balkonu ormana bakan bir oda ver!” dedim. Atalay da, “Kendileri seçsinler o halde!” deyip, birkaç oda gösterdi. Sonunda Alexandra birini beğendi. Onlar eşyaları yerleştirmek için odada kalırken, ben Atalay’la çıktım odadan. Onlar işlerini bitirince aşağıya inecekler, hep birlikte akşam yemeği yiyecektik.

Koridora çıkınca telefonuma mesaj geldi. Baktım Halime’den gelmişti, beni özlediğini yazıyordu. (Ben de seni!) yazııp yazıp yolladım. Telefonumu cebime koyar koymaz, Atalay bana Alexandra’yı sordu, “Lan oğlum, karı ne iş? Verici birine benziyor, ayarlasan da siksek ya?” dedi. Ben de, “Ayarlamaya çalışırım! Sen bana önce Şaheste’nin kaç yaşında olduğunu ve burda nekadar kalacağını söyle bakayım!” dedim. Atalay birden durdu ve “Niye soruyorsun?” dedi. “Sikecem de ondan!” dedim. Bana ters ters bakarak, “Lan Yavşak, ne biçim konuşuyorsun, teyzemin kızı olduğunu söyledim ya sana!” dedi.

Ben de, “Senin Dalağını sikerim puşt! Ne olmuş teyzenin kızıysa? Mürüvet’le Zeynep de benim akrabalarım oluyor. Biri yengem, diğeri de halamın kızı! Sen onları sikerken iyi idi de, ben senin teyzenin kızını sikmek isteyince mi bozuluyorsun, göt lalesi! Hiiiç laga luga etme, ben Şaheste’yi sikecem, sen de başını tutacaksın!” dedim. Atalay hemen kıvırmaya başladı, “Yaa, öyle demek istemedim ortak, yanlış anlama, ama teyzem bana emanet edip de gönderdi kızı buraya… İlle de sikecem diyorsan, sen bilirsin, sik! Ama beni bulaştırma bu işe. Teyzemin kulağına giderse valla ağzıma sıçar!” dedi. İçimden (Teyzenin de amına koyayım, senin de!) diye bastım küfürü.

Şaheste İstanbul’da özel bir paralı kolejde okuyormuş, iki gün önce de 19 yaşına girmiş ve annesi de doğumgünü hediyesi olarak, bir haftalığına 5 yıldızlı otelde tatil yapsın diye Atalay’ın yanına göndermiş. Atalay bu bilgilere ilaveten, “Kanka, Şaheste’nin fırlama gibi göründüğüne bakma sen, daha bakiredir mutlaka! Tek çocuk olduğu için teyzemler üzerine çok düşüyorlar. Gözünü seveyim ortak, en azından kızlığına dokunma, tamam mı?” dedi. “Tamam ortak, sen merak etme!” dedim…

Akşam yemeği açık büfe idi, fakat Atalay özel bir masa hazırlattı. Garsonlar fır dönüyordu etrafımızda. Yemekte Atalay Alexandra’ya yavşarken, Gustav da Atalay’a yavşıyor, ben de Şaheste’yi işliyordum. Yemeğin yanında hepimiz Rakı söylerken, Atalay Şaheste için Vişne suyu söyledi. Şaheste’nin kulağına eğildim, “Hayırdır? Sen sadece Vişne suyu mu içeceksin? Duyduğuma göre 19’a girmişsin, yetişkin genç kız olmuşsun artık!” dedim. Bu dediğim hoşuna gitmişti. O da benim kulağıma yaklaşıp, “Yaa ben aslında Cin Tonik isteyecektim, ama Atalay abi anneme söyler diye sesimi çıkaramadım!” dedi. Elimi dizine koydum ve “Sen Atalay’ı düşünme, ben hallederim!” dedim.

Garson içkilerimizi getirdiğinde, Vişne suyunu garsona geri verdim ve Cin Tonik getirmesini istedim. Atalay ne oluyor gibisinden bakıyordu bana. Ona, “Şaheste Maden suyu içmek istiyormuş!” dedim. Biraz sonra Cin Tonik geldiğinde, garsona, kızın bardağı boşaldıkça aynısından getirmesini söyledim. Şaheste bir yudum alıp, içinde Cin Tonik olduğunu anlayınca müthiş sevinmişti. Kulağıma yaklaşıp teşekkür etti, ama elini dizimin üstüne koymuş ve uzun bir süre çekmemişti. Yemeğin sonlarına doğru ve üçüncü bardak Cin Tonik’ten sonra, konuşurken artık Şaheste’nin eli dizimi okşuyordu. Ve benim yarak da pantolonun içinde kazık gibi olmuştu.

Şaheste’nin kulağına eğilip, “İki gün önce doğum günün olduğunu bilmediğim için sana hediye alamadım. Ama istersen sana güzel bir gece hediye edebilirim!” deyip, diğerlerine çaktırmadan elimi masanın altına götürüp, Şaheste’nin dizimdeki elini tuttum ve yarağımın üstüne koydum. Şaheste minicik eliyle kazık gibi yarağımı pantolonumun üstünden sıkıca avuçlayıp, kulağıma yanaştı ve “Bu hayatımda aldığım en güzel hediye olurdu, ama Atalay abi bizi hayatta yalnız bırakmaz!” dedi. “Sen Atalay’ı takma kafana, ben hallederim!” dedim ve Şaheste’nin elini yarağımdan çekip, kendi dizine bıraktım. Yemek bitmişti, birazdan kalkacaktık, önümde dikilmiş çadırla ayağa kalkmak istemiyordum…

Atalay, “Hadi kalkalım, Bara geçelim, Rakı’ya orda devam ederiz!” dediğinde, “Siz geçin, ben Şaheste’yle biraz okulu hakkında konuşmak istiyorum!” dedim. Atalay anlamıştı benim Şaheste’yi sikme konusunda ciddi olduğumu. Ama bunu engelleyemezdi, bu işlerin Raconu böyleydi. Ben ona Mürüveti ve Zeynebi siktirdiysem, o da benim Şaheste’yi sikmeme sesini çıkarmayacaktı. Ayrıca kafama koyduysam, ne yapıp edip Şaheste’yi mutlaka sikeceğimi çok iyi biliyordu.

Onlar Bara gidince, Şaheste’ye, “Bak yalnız kaldık işte! Sana hediye ettiğim gece de bu dakikadan itibaren başladı. Şimdi söyle bakalım, ne yapmak istiyorsun? Ne istiyorsan yaparız!” dedim. Şaheste gözlerime bakıp, “Ne istersem mi?” dedi. “Tabii ki!” dedim. “Hımmm! Bir düşüneyim ohalde!” dedi, birkaç saniye sonra da, “Viski içmek istiyorum!” dedi. “Derhal!” dedim. Garsona bakınıyordum ki, Şaheste kolumu tutup, “Yok yok, vaz geçtim! Her istediğimi gerçekten yapacakmısın diye görmek istedim sadece!” dedi. Ben de, “Gece senin, her ne istiyorsan yapabiliriz!” dedim. “Hımmm! Discoya gidelim desem?” dedi. “Gideriz!” dedim. “Peki, havuzda yüzelim desem?” dedi. “Yüzeriz!” dedim. “Ya arabayla gezelim desem?” dedi. “Gezeriz!” dedim.

Şaheste bu sorduklarıyla beni yokladıktan sonra, sonunda asıl istediği şeyi sordu, “Odama gidelim desem?” dedi. Ben, “Gideriz!” deyince, hemen kalktı, “Hadi ozaman odama gidiyoruz!” dedi. “Tamam!” deyip ben de kalktım. O sırada telefonuma mesaj geldi. Baktım Birgül’den gelmişti, (Konuşabilirmiyiz? Yarın öğleden sonra mesaim bitiyor, akşama da evde yalnızım!) yazıyordu. Bu mesajı Halime’den habersiz yazıp gönderdiğinden adım gibi emindim. Cevap vermeden telefonu geri cebime koydum. Ve Şaheste ile odasına doğru yürümeye başladık. Ama asansöre kadar zor yürüdü, içtiği Cin Tonik’ler etkisini göstermeye başlamıştı, dengesini zor sağlıyordu. Asansöre binince gülerek, “Yaa başım dönüyor! Sarhoş oldum galiba!” dedi ve koluma girip, bana iyice sokuldu.

Şaheste’nin odası Alexandra’ların odasıyla aynı kattaydı. Asansörden inince bana sarıldı ve o halde odasına kadar yürüdük. Anahtarını istedim ve kapıyı açtım. Odasına girdik, kapıyı kapattım ve Şaheste’yi yatağın üzerine oturttum biraz kendine gelsin diye. Ama Şaheste, “Uff, çok sıkıştım, işeyecem, yardım edermisin!” dedi. Elinden tutup tekrar kaldırdım, banyoya götürdüm. Ama daha külodunu indirmeye fırsat bulamadan, eteğini kaldırıp klozete oturdu ve “Ohhh!” diyerek işemeye başladı. İşemesi bitince, kahkahalarla gülerek, “Küloduma işedim!” dedi.

Klozetten kalkmak istediğinde, “Otur, kalkma!” deyip, duşu açtım, suyu ılık akacak şekilde ayarladım. Sonra da tişörtünü çıkardım. Sütyeninin kopçalarını açıp, onu da çıkardım. Sütyenin içlerini pamukla doldurmuştu. Hemen kollarını birleştirerek göğüslerini kapadı, göğüsleri küçük diye utanıyordu. Eteğinin yanlarındaki fermuarlarını açıp, kafasından çıkardım eteği. O sırada ister istemez kollarını yukarı kaldırmak zorunda kalmıştı. Göğüsleri harbiden çok küçüktü. Ama hemen yine kollarıyla göğüslerini gizledi. Ayağındaki Babet’leri de çıkardım. Şimdi sadece sidikten ıslanmış küloduyla oturuyordu klozette.

“Hadi kalk şimdi, duşa gir, yıkan!” dedim. Şaheste şimarık bir edayla, “Yaa, beni sen yıka!” dedi. “Aşkım şimdi üstüm başım ıslanır, başka giyecek birşeyim yok yanımda!” dedim. “Sen de soyun ozaman! Lütfen hadi, lütfen! Hem bu gece ben ne istersem yapacaktın, unutma!” dedi. “Pekala!” deyip soyundum. En son boxerimi de çıkardım. Şaheste kalkık yarağımı görünce gözleri kocaman açıldı ve yutkundu. Herhalde ilk gördüğü canlı yarak benimkiydi, heyecandan alt dudağını ısırıyordu.

Tam önüne dikilip, “Elini ver, kalk hadi!” dedim. Ama Şaheste’nin gözleri yarağıma kenetlenmişti, ne dediğimi duymuyordu bile. Göğüslerini kapadığı kollarından birini indirip, minnacık eliyle yarağımı gövdesinden tuttu. Hayatında ilk kez kavradığı yarağın gövdesine kısa parmakları kavuşmuyordu bile. Yarağımı biraz inceledikten sonra, elini tuttum, “Hadi kalk, önce yıkanalım, sonra istediğin kadar oynayabilirsin onunla!” deyip klozetten kaldırdım. Duşa girerken bile halen göğüslerini gizlemeye çalışıyordu.

Elime biraz şampuan döküp, “Külodunu çıkar!” dedim. Göğüslerini göstermemek için, tek eliyle çıkarmaya çalıştı külodunu. Baktım olmayacak, “Tutun benden!” deyip, eğildim ben çıkardım külodunu. Göğüslerini göstermek istemiyordu, fakat amını gizleme gereği de hissetmiyordu. Küçücük, Kayısı kadar bir amı vardı. Kıllarını bir iki gün önce traş etmiş olmalıydı.

Bu sırada elime döktüğüm şampuan, tepemizden akan suyla birlikte akıp gitmişti. Suyu kısıp, yeniden şampuan aldım elime ve amını köpükledim. Amını okşar gibi yıkarken Şaheste de belli belirsiz inlemeye başlamıştı. Arada bir parmağımın birini amının minnacık dudakları arasından daldırıp, hafifçe amının deliğini yokluyordum. Ozaman da Şaheste’nin inlemesi yükseliyordu. Ama onu o şekilde orgazm etmeyecektim. Elimi amından çekip, yarağımı da şampunla köpükledim. Sonra Şaheste’nin belinden sarıldım ve dudaklarına yumuldum, öpüşmeye başladık. Köpüklü yarağım, ikimizin ıslak vücudu arasında sıkışmış, biz öpüşürken, göbeğinde bir sağa bir sola kayıp duruyordu.

Şaheste sonunda göğüslerinden çekti kollarını. Bir eliyle yandaki duvardan destek alırken, öbür eliyle de yarağımı sıvazlıyordu şimdi. Dudaklarını öpmeyi bırakıp, “Harika göğüslerin var aşkım!” dedim. Şaheste şaşırmıştı, “Çok küçük değiller mi?” diye sordu. “Hayır, tam hoşlandığım gibiler! Öyle inek memesi gibi göğüsleri olan kızlardan hoşlanmıyorum!” dedim ve eğildim, göğüslerini öpüp yalamaya, emmeye başladım. Şaheste bu sözlerimle acaip rahatlamış ve iyice gevşemişti.

Göğüsleriyle uzunca bir süre ilgilendikten sonra doğruldum ve arkasını dönderdim. Omuzlarını ve sırtını da şampuanladım. Aynı şekilde küçücük götünü de şampuanlayıp, okşarcasına yıkadım. Bir parmağımı göt deliğinde gezdirdim. Parmağımla yokladım, çok sıkı bir büzüğü vardı. Ama ne kadar sıkı da olsa, sonuçta onun o bakire götünü birazdan sikecektim. Hiç kaçarı yoktu!

Yarağımı biraz daha şampuanlayıp, “Aşkım, iki elinle duvardan destek alıp, biraz öne eğil!” dedim. Dediğimi yapmış, hafif domalmıştı. Bel çukuruna da şampuan döküp, şampuan götüne doğru akarken arkasına yanaştım. Yarağımı götünün köpüklü yanakları arasına tost yapıp, bir elimle duvardan destek aldım, diğer kolumu göbeğine dolayıp, ufaktan yukarı aşağı kerkinmeye başladım. Hem ben onu sıkıca kendime çekiyordum, hem Şaheste de aldığı zevkten kendisini geriye bastırıyordu. Ben her aşağı yukarı çöküp kalktığımda, yarağımın başı amının dudaklarını yararak fırçalayıp, götünün deliğine doğru çıkıyordu…

Şaheste zevkten çıldırmak üzereydi, “Hadi sok! Lütfen sok hadi!” demeye başlamıştı. Ben de bir an önce onun o küçücük götüne girmek istiyordum. “Biraz acıyabilir!” dedim. “Acısın, sok hadi!” dedi. Dizlerimi biraz kırarak hafif belimi geri çektim ve yarağımı bastırdım. Şaheste’nin çığlık atmasına aldırış etmeden hepsini köklemiştim. Göbeğindeki elimle Şaheste’yi iyice kendime çekip, götünün içinde biraz hareketsiz bekledikten sonra gidip gelmeye başladım. Müthiş zevk alıyordum götünü sikerken, sanki amcık sikiyormuşum gibi hissediyordum. Sonra birden Jeton düştü bende, (Ulan, yoksa götüne diye kızın amına mı soktum ben?) diye telaşlandım ve durdum.

Yarağımı yavaşça yarısına kadar çekip baktığımda kanlanmıştı. Hassiktir! Şaheste’nin kızlığını bozmuştum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir