Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 36

Otele vardığımda, resepsiyonun önünde bir kalabalık vardı. Takım elbiseli, kelli felli bir adam, otelin personelini toplamış, birşeyler anlatıyordu. Adamın yanında gayet şık giyimli genç bir kadın vardı. Atalay dahil, oradaki tüm personel adamın karşısında adeta esas duruşta duruyordu. Adamın havasına bakılacak olursa, otelin sahibi olmalıydı. Kadın ise sanırım adamın özel sekreteriydi, adamın yanında bir aksesuar gibi, ciddiyetini bozmadan duruyor, sadece gözlerini oynatarak etrafı inceliyordu. Ben yanlarından geçerken, kadınla bir an göz göze geldik, nezaketen başımla selam verdim. Ama kadın selamımı almadı, hemen bakışlarını başka tarafa kaçırdı. Hiç bozuntuya vermeden yoluma devam ettim. Önce Bara ve Discoya bizimkilere baktım, orada göremeyince, bahçeye, havuzbaşına geçtim.

Alexandra ve Gustav havuzbaşındaki masalardan birindeydiler, ama yalnız değillerdi. Yanlarında sarışın bir kadın, heyecanlı heyecanlı birşeyler anlatıyordu bizimkilere. Alexandra benim gelmekte olduğumu farkedince, kadına beni gösterip, birşeyler söyledi. Uzaktan kadının yabancı turist olduğunu düşünmüştüm, ama yanlarına vardığımda, kadın bana elini uzatıp, “Merhaba Harun, ben Elçin!” dedi. Alexandra anlatmış olmalıydı beni Elçin’e. Civciv sarısı saçlarının boya olduğu, saç diplerindeki boyası açılan yerlerden anlaşılıyordu. Elçin’le tokalaşıp, masalarındaki boş sandalyeye oturdum. Kısa bir hal hatır sordum ve Elçin’e, “Sohbetinizi bölmeyim, devam edin!” deyip, bir sigara yaktım. Onlar yarıda kalan sohbetlerine devam ettiler, daha doğrusu Elçin anlattığı konuya devam etti. Türk kültürüyle ilgili birşeyler anlatıyordu. Mükemmel derecede Almancası vardı kadının. Konuşurken de arada bir Gustav’ın ve Alexandra’nın eline, koluna ve dizine dokunuyordu. Benim Almanca bilmediğimi sandığından olsa gerek, bana da Türkçe özet verme gereğini hissediyordu.

40’ın üstündeki yaşına göre sexy bir vücudu ve sikilebilitesi vardı. Ama nedense huzursuz olmuştum Elçin denen bu kadından. Çok sırnaşık ve yalaka bir tipti. Sürekli kendini ön planda tutmaya çalışıyor, kimseye söz vermek istemiyordu. Sigara yakmak için konuşmasına ara verdiğinde, ona bizimkileri nerden tanıdığını sordum. Bugün, burda, otelde tanıştıklarını söyleyince, ben onun da Almanya’dan tatile geldiğini ve otelde konakladığını sandım, ama sohbet ilerledikçe bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Elçin aslen bizim komşu köylerden birindenmiş. Almanya’daki kocasından boşanıp, Türkiye’ye kesin dönüş yapmış. Kocasından aldığı yüklü tazminatla, köydeki dededen kalma arazilerde hissesi olan akrabalarının paylarını satın almış. Ve böylece arazilerin tek sahibi olmuş. Arazinin birine de Lüx bir Villa yaptırmış, şimdi orda kalıyormuş. Elçin, öve öve bitiremediği Villasına yarın akşam yemeği için bizimkileri davet etti. Alexandra da bana, yarın akşam için başka bir planımızın olup olmadığını sorunca, Elçin biraz bozuldu ve “Tabii gelmek istersen sen de gelebilirsin Harun!” dedi. Ama benim gelmemi istemediği suratının ekşimesinden açıkça belliydi. Böyle yarım ağız davet edildiğim yerlere normalde gitmeyi hiç sevmediğim halde, “Olur, gidelim!” dedim.

Elçin, “Tamam ohalde yarın akşam 7’de ben sizi otelin önünden alıyorum!” deyip Villa konusunu kapattı. Sonra da garsona elindeki bardağı göstererek, “İçkilerimizi tazelermisin canım! Bak, bu yakışıklı arkadaşa da sor ne içecekmiş!” dedi. Onlar Rakı içiyorlardı, ben de Rakı söyledim. Elçin sohbeti busefer benim üzerime yönlendirdi ve benim hakkımda merak ettiği bazı şeyleri sordu. Ben de fazla detaya girmeden, Klişe cevaplar verdim. 10-15 dakika muhabbetten sonra, Elçin aynı bizimkilere yaptığı gibi, benim de elime, koluma, dizime dokunmaya başladı. Yılışıklık derecesinde samimi davranıyordu. Haruncuğum’lar, Canım’lar, Cicim’ler, Şekerim’ler havada uçuşuyordu. Mantar gibi birden bire hiç yoktan ortaya çıkan bu kadında bir iş vardı, ama henüz çözememiştim.

Biz içkilerimizi yudumlayıp, sohbete devam ederken, Atalay geldi yanımıza, oldukça sıkıntılı bir hali vardı. Hepimize toptan selam verip, yandaki boş masadan bir sandalye çekti ve oturdu. Ben, “Ne iş ortak? Otelin sahibimiydi o adam?” diye sorunca, Atalay kravatını gevşeterek, “Yok ya, bizim genel müdür! Amına koduğumun piçi hep böyle olmadık zamanlarda teftişe geliyor! Yetmiyormuş gibi karısını da yanında getiriyor dümbük. Bu saatte ne işin var teftişle meftişle, taş gibi karın var işte, otur evinde karını sik, pezevenk!” dedi. Ben uyarmak amaçlı kaş göz ettiysem de, Atalay anlamadı ve “O değil de ortak, karısının yanında bize fırça atmaya bayılıyor pezevenk! Aslında ibneyi karısının gözü önünde domaltıp bir kere sikeceksin ki, bak bakalım birdaha böyle hava atabiliyor mu orospu çocuğu!” deyince, ben artık lafını kesmek zorunda kaldım. “Atalay sakin ol, bak masada Türk misafirimiz var, Elçin hanım!” dediğimde, Atalay göt oldu. Şaşkınlığı geçince de hemen, “Kusura bakmayın Elçin hanım, ben sizi otelde hep Almanlarla görüyordum ve hep Almanca konuştuğunuz için, valla sizi de Alman sanıyordum! Çok çok özür dilerim!” dedi.

Elçin gülümseyerek, “Önemli değil canım! Ama o konuda yanlış düşünüyorsun, adamı değil, adamın gözü önünde karısını domaltıp sikeceksin ki, bak bakalım birdaha horozlanıyor mu pezevenk! Hem, belki adam fantazi olsun diye karısını yanında getiriyordur? Belki karısına millettin küfür etmesinden, karısının millete 31 malzemesi olmasından hoşlanıyordur? Belki de adamın siki kalmıyordur? Siki kalksa, dediğin gibi bu saatte evinde oturur, karısını sikerdi!” dedi. Elçin’in bu şekil konuşmasıyla busefer ben de göt oldum. Fakat aynı zamanda olay da bambaşka bir yörüngeye girmişti. Elçin, “Doğru değil mi ama Haruncuğum?” deyince, ben de artık frenleri saldım ve “Evet, çok haklısın hayatım! Ama sen karıyı görmedin, o karıya bir yarak yetmez! Tost yapıp, amını götünü aynı anda sikeceksin!” dedim. Atalay resmen aptallaşmıştı, suratıma bön bön bakıyordu. Elçin, “İyi ya işte, Atalay’la beraber tost yapar sikersiniz orospuyu! Maşallah aslan gibi delikanlılarsınız, elinize geçirdiğiniz karının amını götünü parçalar, zevkten bayıltırsınız valla!” deyip kahkahayı bastı. Bizimkiler ne hakkında konuştuğumuzu bilmedikleri için, bir açıklama bekliyormuş gibi bakıyorlardı. Elçin onlara Almanca birşey söyledi. Bizimkiler de, “Ach so! Kein problem!” diyerek gülümsediler. Ama ilginç olan şey, Elçin’in onlara, bize söylediğinden farklı birşey söylemiş olmasıydı, (Bu iki yakışıklıyı yatağa atmaya çalışıyorum!) demişti.

Elçin sonra da Atalay’a, “Atalaycığım, biz böyle hep beraber yarın akşam yemeğine benim Villaya gideceğiz, sen de gelsene bizimle!” dedi. Atalay da, “Tamam, olur, yarın gece izinliyim zaten!” diyerek kabul etti. Elçin, “İyi, ohalde bana müsade, ben kaçıyorum!” diyerek, garsona eliyle işaret ederek hesabı istedi. Biz her nekadar, “Hesabı biz hallederiz!” dediysek de, Elçin ödemek için ısrar etti. Kredi kartı ile ödediği için hesabın nekadar geldiğini bilmiyordum, ama garsona ayrıca, “Bu da senin canım!” diyerek 50 Euro verdiğini gördüm. Hepimizi sırayla yanaktan öpüp, ayrıldı masadan. Gözden kaybolana kadar arkasından baktık. Arkasından bakılmayacak gibi de değildi hani, diğer masalardan bile bakanlar vardı. Elçin, deri mini eteği, siyah fileli çorapları ve 15 cm topuklu Stiletto’ları ile, götünü kıvırta kıvırta yürürken, kadının sanki her yerinden seks fışkırıyordu. Sonra Alexandra bana, “Elçin sizi gözüne kestirmiş, ikinizle birden sikişmek istiyor galiba? Bari yarın akşam sikişin de, biz de seyredelim!” dedi. Ben tabii bilmiyormuşum gibi, “Hmmm, demek öyle! Bakalım, ortam olursa sikişiriz tabi! Hatta siz de katılırsınız, güzel bir grup yaparız!” dedim.

Atalay saatine bakıp, “Ee, şimdi birşeyler yapmayacakmıyız, çıkalım mı odaya?” diye sorunca, Alexandra, “İçkilerimizi bitirelim de çıkalım!” dedi. Herkes bardağındaki içkiyi bitirince kalktık. Etraftan farkedilmesin diye, onlara önden gitmelerini, birkaç dakika sonra geleceğimizi söyledik. Onlar gidince Atalay geçenki haplardan birer tane çıkardı, hapları yuttuk. Ayaküstü biraz yarın akşam ve Elçin hakkında yorum yaptık. Yukarıya çıkarken, Atalay, “Şaheste’yle konuştun mu ortak? Kızın morali çok bozuktu, odasından çıkmadı hiç!” dedi. “Yok ortak, valla fırsat bulamadım, ama şimdi uğrarım yanına, merak etme, konuşur gönlünü alırım! Olmazsa sen bensiz idare et bu gece! Zaten felaket yorgunum, iyi bir uykuya ihtiyacım var. Sen beni aradığında tam da sikişi yeni bitirmiştim. Siktiğim karı cahil, köylü falandı, ama yine de yordu beni!” dedim. Atalay, “Valla mı ortak, o tip karıları sikmeye bayılırım, ayarla da bir kere de birlikte sikelim!” dedi. “Tamam, hallederiz ortak!” dedim. Alexandra’ların oda kapısına geldiğimizde, Atalay’a, “Hadi ortak, beline kuvvet, yokluğumu aratma! Yarın sabah kahvaltıda görüşürüz!” deyip, ben Şaheste’nin odasına doğru devam ettim…

Kapının kolunu yokladım, kilitli değildi. Yavaşça kapıyı açıp odaya girdiğimde, Şaheste, “Aşkımmm!” diyerek, sutyen külot yattığı yataktan fırladı, koşarak geldi boynuma sarıldı ve “Seni çok özledim aşkımmm!” deyip, hüngür hüngür ağlamaya başladı. Okadar sıkı sarılmıştı ki bana, kapıyı ayağımla iterek kapatmak zorunda kaldım. Kapıdan yatağa doğru giderken de bacaklarını belime kenetledi, sanki kaçacağımdan korkuyor gibiydi. Yatağa oturduğumda halen kucağımdaydı. Yastığın üzerinde, küçük kilidi olan pembe bir günlük ve kalem duruyordu. Ama kilidi açıktı, ben odaya girdiğimde yazmayı bırakmış olmalıydı. “Günlük mü yazıyordun?” diye sorduğumda, “Hı hı!” diyerek aceleyle kucağımdan indi ve günlüğü kilitleyip, çantasına koydu. Ama hemen sonra, “Ben çok salağım yaa, biricik aşkımdan niye saklıyorum ki!” diyerek tekrar çıkardı ve “Okuyabilirsin aşkım!” deyip, kilidini açtı, verdi. Şöyle bir göz attım, bugün tam 6 sayfa yazmıştı. Hepsini okumadım tabii, ama neredyse her satırda ismim geçiyordu. 6 sayfa boyunca bana olan duygularından, beni nekadar çok sevdiğinden ve özlediğinden bahsediyordu. Ben kasabada çatır çatır am göt sikerken, Şaheste odasından çıkmamış, nakış işler gibi, özene bezene bunları yazmıştı.

Şaheste’nin bu hali yüreğimi sızlatmıştı, doğrusu bu kızla ne yapacağımı da bilmiyordum. Çok masum ve saf bir kızdı, üzülmeyi hiç hak etmiyordu. Gerçi onu kasıtlı olarak üzmüyordum. Aksine, ben de ona karşı asil duygular besliyordum. Ama huyum kurusun işte, sikilecek yeni bir amcık buldum mu, akan sular duruyordu. O anda, aşkı da, sevgiyi de unutuyordum ve sikimin derdine düşüyordum. Hatta son zamanlarda Nurcan’a da aynısını yapmaya başlamıştım. Nurcan’ın telefonlarına ve görüntülü aramalarına cevap vermiyordum, derslerime çalıştığımı bahane ederek, arada bir, onu çok sevdiğimi ve özlediğimi belirten SMS yolluyordum sadece. Ama Nurcan yerine Şaheste’yle de evlensem, sonuçta benim için hiçbir şey farketmeyecekti. Kiminle evlenirsem evleneyim, hep sikilecek yeni amcıkların peşinde koşacaktım. Bu bir gerçekti…

“Sonra hepsini okurum aşkım!” deyip geri verdim günlüğü. Kilitleyip çantaya koydu geldi ve tekrar kucağıma oturdu, “Seni çok seviyorum aşkım!” diyerek, sımsıkı sarıldı. “Ben de seni çok seviyorum!” dediğimde, “Evet, hissediyorum!” deyip güldü. Hap etkisini göstermeye başlamıştı ve Şaheste kıçının altında sertleşen yarağımı hissediyordu. Dudaklarıma yumulup öpmeye başladı. Ben birşey demeden, iki elini sırtına atıp, sutyeninin kopçasını çözdü ve sutyeni aramızdan çekip yatağa bıraktı. Biraz öpüştükten sonra, dudaklarımı boynuna, ordan da memelerine götürdüm. Tomurcuk uçları sertleşmişti küçücük memelerinin. Memelerinin güzelliğine övgüler yağdırarak 10-15 dakika emdim, yaladım, öptüm onları. Aslında yorgunluktan geberiyordum ve Şaheste’ye sadece sarılarak uyumak istiyordum. Ama şu anda Şaheste’nin bundan fazlasını istediğinden de emindim, “Bir dakika aşkım, şu elbiselerimi çıkarayım!” dedim. Şaheste kucağımdan indi, bana gülümseyerek külodunu çıkartırken, ben de çabucak elbiselerimi soyundum. İkimiz de çırılçıplaktık şimdi. Yarağım ise bayrak direği gibi dikelmişti.

Şaheste yarağıma bakıp, “Mmmmm, yerim seni!” diyerek önüme diz çökünce, elinden tutup, “Yatağa gel, 69 yapalım!” deyip ayağa kaldırdım. Sırtüstü uzandım, Şaheste de üzerime ters uzandı. Şaheste hemen yarağımı emmeye başlamıştı, ama ben suratıma değen amını yalamadan önce epey bir kokladım, öptüm. Şaheste’yi sikmek veya yalamak değil, ona dokunmak, koklamak, öpmek veya sadece seyretmek bile müthiş zevk veriyordu bana. Bu kızın vücudunun her santimetresi değerliydi benim için. Onun için, hırpalamadan, acıtmadan, nazikçe, tadına vararak, zevk alarak ve zevk vererek amını yalıyordum. Amını yalarken ve dilimi amının deliğine sokarken de götünün yanaklarını nazikçe yoğuruyordum. Başparmağımla götünün deliğini hafifçe okşadığımda, Şaheste amını suratıma bastırmaya ve hafif hafif ileri geri oynatmaya başladı. Bir eliyle sıkıca kavradığı yarağımı ağzından çıkarmıştı bu arada, köpek eniği hırlamasına benzer sesler çıkarıyordu. Amı vıcık vıcık olmuştu. Ağzıma, yüzüme, burnuma amının sularının aktığını hissediyordum. Az sonra da Şaheste’nin çıkardığı sesler yine ağlar gibi seslere dönüşmüştü. Amını ise şimdi suratıma sertçe bastırarak ve deli gibi ileri geri yaparak sürtüyordu. Çok geçmeden de kesik kesik inleyerek kasılmaya başladı ve ardından da orgazm oldu. Sakinleşene kadar ise epey bir sürdü…

Şaheste kendine gelince, tekrar yarağımı emmeye başladı. O da beni ağzıyla boşaltmak istiyordu. Ama ben poposuna hafifçe bir tokat atıp, “Yanıma gel şöyle!” dedim. Şaheste yarağımı ağzından çıkarıp, “Ama sen boşalmadın daha aşkım?” deyince, “Sen gel, yanıma uzan!” diye yineledim. Üstümden kalkıp geldi, yanıma uzandı. “Yüzüstü yat!” dedim. Yüzüstü yattı. Ben doğruldum ve ensesinden başlayarak küçük öpücüklerle sırtına, ordan da bel çukuruna indim. Sonra yastığı alıp göbeğinin altına koydum. Götü şimdi tümsek gibi yükselmişti. Bacaklarını ayırıp, bacakarasına dizlerimin üzerinde yanaştım. Sonra da götünün yanaklarını iki elimle yanlara ayırarak, göt deliğini iyice ortaya çıkardım. Eğilip göt deliğini yalamaya başladığımda, Şaheste ani bir reflexle sıçradı. “Şşşt, sakin ol aşkım!” dedim ve göt deliğini yalamaya devam ettim…

Adeta göt deliği ile öpüşüyor gibiydim, arada bir dilimi içine sokuyordum, arada bir büzüğünü vakumlayarak içime çekiyordum. Sonra tekrar biraz yalıyordum, ağzımda biriken tükürükleri göt deliğine bırakıyor, tükürüğü parmağımla yayıp, büzüğünü okşuyordum. Arda bir de serçe parmağımı ikinci boğumuna kadar sokup çıkarıyordum ve acıyıp acımadığını soruyordum. “Acımıyor!” deyince bu işlemi yineliyordum. Şaheste aldığı zevkle bir türlü sakin duramıyordu, sürekli küçük çığlıklar atıyor, “Aşkımmm! Aşkımmm!” diye inleyerek kıpraşıyordu. Bir süre sonra serçe parmağımın yerini işaret parmağım aldı. Şaheste, “Acımıyor!” diye diye işaret parmağımın tamamını almıştı götüne. Bir süre sonra artık işaret parmağımı burgu gibi çevire çevire sokup çıkarıyordum. “Şimdi biraz acıyabilir, acırsa söyle!” deyip, işaret parmağımın yanısıra orta parmağımı da sokmaya başladım. Şaheste önce hafif bir, “Ihhh!” dedikten sonra, “Acımıyor!” diye ekledi. Acısa da belli etmek istemiyordu…

Götünü parmaklamayı bırakıp, bel çukurunu öptüm ve “Aşkım, götünü sikmek istiyorum!” dedim. Şaheste de, “Tamam aşkım, sik!” deyince kalktım. Aslında şu anda tam da ihtiyacım olan şey Alexandra’da var idi. Ama şimdi gidip te onlardan Anal kayganlaştırıcıyı istemek uygun olmazdı. Alternatif olarak şampuan kullanacaktım. “Aşkım kal böyle!” deyip, banyodan şampuanı alıp geldim. Şaheste pozisyonunu bozmadan, gözleri kapalı bir halde yatıyordu. Yüzüne dökülmüş saçlarını toplayıp, yanağına bir öpücük kondurdum ve “Aşkım, yarağımı sokarken kesin acıyacaktır! Çok acırsa söyle, yapmayız! Ama önce biraz şampuan dökeceğim, korkma! Tamam mı?” dedim. Şaheste, “Tamam aşkım!” deyince, göt deliğine şampuan döküp, parmağımla iyice bir yedirdim. Sonra da yarağımın başını biraz şampuanladım ve dayadım göt deliğine. Bir elimle yarağımı tutarken, diğer elimle de götünün yanaklarını ayırık tutmaya çalışıyordum. Biraz yüklenince başı girmişti ve aynı anda Şaheste’den de, “Iğııhhh! Yavaş aşkım!” cümlesi çıkmıştı.

“Tamam aşkım ben kımıldamıyorum, başı girdi, gerisini sen kendin yavaş yavaş almaya çalış!” dedim. Şaheste, “Tamam aşkım!” diyerek, göbeğinin altındaki yastığı çekip çıkardı ve yarağımın başı halen götündeyken yavaşça dört ayak pozisyonuna geçti. Ben dediğim gibi hiç kımıldamıyordum. Şaheste hafif hafif ileri geri salınmalarla ve kısık kısık inlemelerle, yarağımın gövdesini milim milim götüne alıyordu. Yarağımın daha 2-3 santimini anca almıştı ki, durdu ve “Hepsi girdi mi aşkım?” diye sordu. “Girdi sayılır, harikasın aşkım, devam et, az kaldı!” dedim. Aslında o anda hepsini birden köklemeyi ve Şaheste’nin götünü kanırta kanırta sikmeyi ne kadar çok arzuluyordum. Ama acı çekmesini istemediğimden, müthiş bir sabırla hiç kımıldamadan bekliyordum. Şaheste salınmalarına tekrar başladığında, ben de pistonu yağlamak için götüne biraz daha şampuan döktüm.

Yaklaşık 15 dakika kadar sonra, artık Şaheste yarağımın nerdeyse tamamına yakın bir kısmını götüne alabiliyordu. Yarağımın kalın kökü kalmıştı sadece girmeyen. Başlangıç için bukadarı yeterliydi. İki elimle belinden tutup, busefer ben yavaş yavaş gidip gelmeye başladım götüne, şimdi de Şaheste kımıldamadan durmaya çalışıyordu. Yarağımı başına kadar çekip, geri gömüyordum götüne. Ve her seferinde biraz daha hızlanıp, biraz daha yükleniyordum. Nihayet kasığım poposuna değmeye ve yarağımın kökü dahil, hepsi götüne girip çıkmaya başlamıştı. Şaheste her nekadar belli etmese de, acı duyduğunu hissediyordum. Ama kız mızmızlık etmiyor, aksine, “Mmmhhhh, ohhh, aşkımmm, çok güzel, ahhh, ohhh, mmmhhh!” diye zevk aldığını belli eden sesler çıkarıyordu. İyice hızlanmıştım, Şaheste’nin bu seslerine artık ‘Şlop, şlop, şlop!’ diye, kasığımın poposuna çarpma sesleri de eklendi…

Şaheste’nin götünü o pozisyonda nekadar siktiğimi bilmiyorum, ama Şaheste’nin, “Götümü sikerken yüzünü görmek istiyorum aşkım!” demesiyle durdum. Yarağımı götünden yavaşça çektim çıkardım. Şişe ağzı gibi açılmıştı göt deliği. Şaheste hemen sırtüstü yattı ve bacaklarını ayırdı. Bacaklarını omzuma alıp, yarağımı götüne soktum yeniden. Şimdi ilkinden çok daha kolay girmişti. Ve götüne gidip gelmeye devam ettim. Şaheste, dudaklarında tebessüm ve gülümseyen gözlerle yüzüme bakıyordu. “Mutlumusun aşkım?” diye sordu. “Hem de çok aşkım!” dedim ve götüne pompalamaya devam ettim. Şaheste, “Seni mutlu ettiğim için ben senden daha çok mutluyum aşkım! Seni çok seviyorum!” dedi. Götüne kökleyip durdum ve öne eğilip dudaklarına yumuldum. Yarağım götündeyken uzunca öpüştük…

Müthiş zevk alıyordum bu kızın küçücük götünü sikmekten. Hapın da etkisiyle saatlerce sikebilirdim. Ama bencillik etmek istemiyordum. Sırf beni mutlu etmek için götten veren bu tatlı yaratığı da ben mutlu etmek istiyordum. Yarağımı götünden çekip çıkardım ve “Kal böyle aşkım!” deyip, banyoya gittim, çabucak yarağımı yıkayıp geldim. Tekrar bacaklarını omzuma alıp, busefer amına soktum. Şaheste’yi orgazm edene kadar amından siktim ve yarağımı çektim çıkardım. Şaheste hap aldığımı bilmediği için, benim halen neden boşalmadığıma bir anlam veremiyordu. Yarağımın halen kazık gibi olduğunu görünce, “Ağzımla boşaltayım mı aşkım?” diye sordu. “Tamam, boşalt aşkım!” dedim. Şaheste hemen doğruldu ve yarağımın başını ağzına alıp emmeye başladı. Ama kızcağız yorulana kadar emmesine rağmen boşaltamayınca, artık ben 31 çekerek boşaldım. Birlikte bir duş alıp, birbirimize sarılıp yattık ve uyuduk…

3 thoughts on “Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 36

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir