Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 39

Şaheste’nin durup dururken böyle bir tavır takınmasına anlam verememiştim. “Herşey bitti de ne demek oluyor aşkım?” diye sordum. Şaheste, “Sen o ‘Aşkım’ kelimesini beni ekip sikmeye gittiğin köylü karılarına kullanırsın artık!” deyince, ben iyice afalladım. Kafayı yiyecektim, Şaheste bunu kimden öğrenmişti acaba? Aklıma Atalay’dan başkası da gelmiyordu. İçimden Atalay’ın anasına bacısına küfür edip, “Bunu kim söyledi sana?” diye sordum. Şaheste, “Kimse söylemedi, telefonundaki mesajları ve resimleri gördüm, telefonunu odamda unutmuşsun!” deyince, mesele anlaşıldı. Atalay’ın hiçbir suçu günahı yoktu bu işte, boşuna anasını bacısını kalaylamıştım. Telefonumu şarz olsun diye prize takmıştım ve köye giderken de almayı unutmuştum…

Şaheste’yi çok kolay ikna edebileceğimden emindim. “Aşkım bütün mesele buysa, bunda kızmanı gerektirecek birşey yok! Ver telefonumu, sana birşey göstermek istiyorum!” dedim. Ama Şaheste, “Ben göreceğimi gördüm, telefonun odamda, git al, birdaha da konuşma benimle, aramızdaki herşey bitti, çok ciddiyim!” dedi. Şaheste’yi enaz Nurcan’ı sevdiğim kadar seviyordum, ama telefonumu izinsiz kurcaladığı için zaten sinirlenmiştim ve birde tafra yapınca tahammül edemedim, “Tamam, bitti diyorsan bitti! Ama aklın başına gelince arama beni!” deyip, gittim odasından telefonumu aldım. Alexandra’ların odasının önünden geçerken odadan Gustav çıktı, mayosunu giymişti, havuza gidiyormuş. Alexandra’nın Yeter’in odasında olduğunu söyledi, alışveriş paketleriyle uğraşıyorlarmış…

Yeter’in kapısını tıklatıp içeri girdim. Yeni aldıkları giysilerin hepsini paketlerden çıkarıp yatağın üzerine yaymışlardı. A’dan Z’ye herşey vardı. Yeter’in sevincine diyecek yoktu, sırayla elbiselerin birini alıp banyoda giyip geliyor ve Alexandra’ya gösteriyordu. Alexandra’nın yanına oturup, ben de izledim bu defileyi. Giysi bir insanı inanılmaz değiştiriyordu! Yeter, yüksek topuklu ayakkabıların üzerine giydiği daracık bir kot pantolon ve dar bir beyaz askılı tişörtle anında köylü görünüşünden çıkmış, çok sexy bir kıza dönüşmüştü. Dikkatimi çeken bir başka şey ise, aldıkları giysilerin hemen hemen hepsinin Alexandra’nın tarzını yansıtıyor olmasıydı. Sadece eteklerin boyu Alexandra’nınkiler kadar mini değil, dizkapağı hizasındaydı…

Yeter tüm giysileri giyip bize gösterdikten sonra, Alexandra Yeter’e iççamaşırlarını da giyip göstermesini söyledi. Yeter bunu yapma konusunda çekimserdi. Ama ben, “Hadi aşkım, ben de görmek istiyorum!” deyince, nazlanarak da olsa kabul etti. İlk götürdüğü iççamaşır setini giyipte banyonun kapısını araladığında, müthiş heyecanlanmıştım. Ama Yeter kapının aralığından sadece kafasını uzatıp, “Yaa, utanıyorum, bunları göstermesem olmaz mı?” diye sordu. Alexandra Yeter’in utandığını anlamıştı, gülümseyerek ayağa kalktı, soyunup sütyen külotla kaldı ve “Bak işte, bunda utanılacak birşey yok!” diyerek manken gibi etrafında bir iki döndü. Sonra Yeter’in yanına gidip, elinden tutarak odaya getirdi. Yeter beyaz dantelli sütyen külot setiyle müthiş sexy olmuştu. Koca göğüsleri nerdeyse sütyene sığmıyor, etli amı ise külotunun içinde yumruk gibi duruyordu. Alexandra’nın da sütyen külotla olması Yeter’i biraz rahatlatmıştı, ama yine de utanıyordu. Yanakları kıpkırmızı idi.

Alexandra, “Çok yakışmış tatlım, çok sexy olmuşsun!” deyip, Yeter’in dudağına bir öpücük kondurdu ve etrafında bir iki kez döndürdü. Tanganın arkası ise Yeter’in kocaman götünün yanakları arasına iyice girmiş, görünmüyordu bile. Alexandra, “Nasıl olmuş Harun?” diye sorduğunda, “Muhteşem olmuş!” dedim. Yarağım da bunu onaylamış ve kazık gibi olmuştu. O anda Yeter’i öpmek, okşamak, amını götünü yalayıp, deliler gibi sikmek için inanılmaz bir arzu duyuyor ve kalkıp saldırmamak için kendimi zor tutuyordum. Alexandra Yeter’in poposuna küçük bir tokat atıp, giymesi için başka bir set verdi. Yeter giyip geldiğinde deminki utangaçlığı nisbeten azalmıştı. Busefer daha rahattı, kimse birşey demeden, acemice de olsa manken gibi etrafında dönüp bize sergiledi giymiş olduğu seti. Yeter üçüncü seti de giyip sergiledikten sonra, sıra bikinilere geldi. İki takım da bikini almışlardı…

Alexandra Yeter’e en son giydiği bikiniyi artık çıkarmamasını, havuza yüzmeye gideceklerini söyledi. Bana da, “Sen de gel yüzmeye! Yok mu mayon?” dedi. Yanımda mayom yoktu, “Otelin butiğinden alırım, ama şu anda başka bir problemim var!” deyip ayağa kalktım. Yeter koskoca gözlerle önümdeki çadıra bakarken, Alexandra gülerek, “Ben şimdi senin problemini hallederim!” deyip önüme diz çöktü. Yeter’in meraklı bakışları eşliğinde pantolonumla boxerimi indirdi ve yarağımı eline aldı. Yeter, yüzünün ifadesine bakılacak olursa ilk defa bir yarak görüyordu…

Alexandra yarağımı biraz sıvazladıktan sonra saksoya başladı. Yarağımı gırtlağına kadar ağzına sokup çıkarıyor, sonra başına tükürüp eliyle başını sıvazlıyor, ardından tekrar ağzına alıyor ve emiyordu. Yeter ise gözünü bir saniye bile ayırmadan bu saksoyu izlerken, aynı ablası Hüsniye gibi alt dudağını emiyordu. Yeter’e elimi uzatıp, “Gel buraya aşkım!” dedim, yanıma gelince de dudaklarına yumuldum. O sırada Alexandra saksoya ara vererek, Yeter’in poposunu okşadı, bacağını ve baldırını öptü, sonra yine saksoya devam etti…

Müthiş tahrik olmuştum. Çok geçmeden gelmek üzere olduğumu hissettim. Bunu Alexandra da hissetmişti, yarağımı ağzından çıkardı ve Yeter’e izlemesini söyleyip, 31 çektirerek boşalttı beni. Alexandra’nın ağzı yüzü dölle kaplanmıştı. Yeter’in böyle birşeyi de ilkdefa gördüğünden emindim.

Alexandra yarağımdan halen gelmekte olan birkaç damla dölü de yalayıp temizledi. Sonra yüzündeki dölleri de parmağıyla sıyırıp ağzına götürdü ve kalktı, ağzını yüzünü yıkamaya banyoya girdi. Ben de boxerimi ve pantolonumu çektim. Yeter heyecandan adeta donup kalmış, demin gördüklerini sindirmeye çalışıyordu. Poposunu okşayıp, dudağına bir öpücük kondurdum ve “Çok güzelsin aşkım, seni seviyorum!” deyip odadan çıktım ve otelin butiğine indim…

Mayo alıp, tekrar odaya geldiğimde yoktular. Mayoyu giydim ve elbiselerimi orda bırakıp, ben de havuza indim. Suya girmişlerdi bile. Şaheste ise halen şezlongda yatıyordu, beni görünce umursamaz bir tavırla güneş gözlüklerini taktı. Ben de hiç oralı olmadım, direkt suya atladım…

Yeter yüzme bilmiyormuş, Alexandra öğretiyordu ona. Tabii öğretirken de sürekli kızın amını götünü ve göğüslerini elliyordu. Havuzu boydan boya iki kez yüzüp, yanlarına gittim ve Yeter’e biraz da ben yüzme öğrettim. Tabii benim de asıl amacım Yeter’in orasına burasına ellemekti. Bizim havuzda gülüp eğlenmemize ve benim Yeter’le ilgilenmeme Şaheste fazla dayanamadı, sinirle kalkıp gitti. Biliyordum, Şaheste bu ilişkiyi bitirdiğine daha köpekler gibi pişman olacaktı…

Havuzda vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştık. Atalay’ın mesaisi bitmiş, bize vakti hatırlatmaya gelmişti. Birazdan Elçin bizi almaya gelecekti. Havuzdan çıktığımızda, Atalay gözlerini Yeter’den alamıyordu. Bizimkiler odalarına çıkarlarken, ben Atalay’a, “Yeter’e sulanma oğlum, değilse Alexandra’yla bozuşursunuz! Hem kızın babasını da tanımıyorsun, valla postu deldirirsin!” diyerek, kendisini uyardım. Atalay’la birkaç dakika daha sohbet ettik, Atalay bu gece Elçin’le bir icraat olursa diye hapları ayarlamıştı. Atalay aşağıda beklerken, ben de yukarı çıktım giyinmeye…

Alexandra giyinmiş, Yeter’in giyinmesine yardım ediyordu. Yeter’in de bizimle geleceğini söylediğinde, Alexandra’yı kenara çekip, bunun iyi bir fikir olmadığını, Yeter’in bize ayak bağı olacağını söyledim. Ama Alexandra, “Merak etme, Yeter’le ben ilgilenirim, siz de rahat rahat sikersiniz Elçin’i!” dedi. Ben de giyinince çıktık, geçerken Gustav’ı da aldık ve indik aşağıya. Elçin en son model bir 4×4’le otelin önünde bekliyormuş zaten. Alexandra Yeter’i tanıştırıp, bizimle gelip gelemeyeceğini sordu. Elçin de sorun olmadığını söyledi. Gustav öne oturdu, biz de arkaya sığıştık…

Elçin’in köyü fazla uzak değilmiş, yol 10 dakika sürmedi bile. Bir arazinin önünde yavaşlayıp, “İşte benim arazi burdan başlıyor! Benim Villa da şu ilerdeki söğüt ağaçlarının arkalarında kalıyor! Söğütlerden sonra bir bukadar daha arazim var!” dedi. Hakikaten de arazisi çok büyüktü. Birkaç dakika daha gidince, söğüt ağaçlarının arkasında Elçin’in Villası göründü. Ama kendi Villasının ilerisinde 4 tane daha Villa inşaatı vardı. Villalar nerdeyse bitmek üzereydi, kapı ve pencereleri takılmış, işçiler dış cepheleri boyuyorlardı. Gustav inşaatları sorunca, Elçin, “Onları da ben yaptırıyorum! İkisi satıldı, birini Alman bir aileye, diğerini de İngiliz bir çifte sattım! İki tane kaldı sadece, ama onlar da çabuk satılır, çok soran var! Üstelik fiyatı da çok uygun!” dediğinde, bende jeton düştü…

Elçin’in Alexandra’ları yemeğe davet etmesinin altında yatan sebep onlara Villa satmaktı. Ve onların bana bağlı olduklarını görünce de, mecburen beni de davet etmek zorunda kalmıştı. Villaları sattığı o Alman ve İngilizleri de muhtemelen otelde bulmuş olmalıydı. Yani Elçin otelde avlanıyordu ve bu icraatına devam edebilmek için Atalay’ın da gönlünü hoş tutması gerekiyordu…

Elçin’in Villasına gelmiştik. Elçin uzaktan kumandayla demir kapıyı açıp ön bahçeye soktu arabayı ve indik. Yürüyerek yüzme havuzunu geçip, Villaya girdik. Yaşlı bir köylü kadın mutfaktaki masayı yemeklerle donatıyordu. Elçin, aynı müteahitlerin örnek daire gezdirdikleri gibi, her detayı anlatarak gezdirdi bize Villasını. Diğer Villalarda da aynı kalitede malzemelerin kullanıldığını belirtiyor, herşeyin Avrupa standartlarında olduğunun altını çiziyordu. Yalan yok, ben çok beğenmiştim Villasını. Alt katta oldukça ferah bir Amerikan mutfaklı salon, büyük bir banyo, üst katta ise büyük bir Master yatakodası, 3 tane de orta büyüklükte misafir yatakodası vardı. O odalarda da banyo mevcuttu.

Atalay da, Gustav’la Alexandra da beğenmişlerdi. Yeter’in ise ağzı açık kalmıştı, burası, bahçesinde uyduruk bir kerpiç tuvaleti olan kendi evlerine göre saray gibiydi…

Gustav Elçin’e Villanın tanesini kaça satacağını sordu. Bunu ben de merak ediyordum. Elçin, “Çok ucuz, sadece 250.000 Euro! Niye bukadar ucuz diye düşünebilirsiniz, ama ben para kazanmaktan ziyade, sizin gibi kaliteli insanları kendime komşu yapmak istiyorum!” dediğinde, içimden (Yalanını sikeyim senin orospu!) dedim. Kafamdan kabaca bir hesap yaptım, köyde araziler zaten pek para etmiyordu, Villanın tanesini de hadi diyelim taş çatlasa 50.000 Euroya dikse, sattığı Villa başına yaklaşık 200.000 Euro birden kazanıyordu orospu.

Gustav rakamı duyunca şaşırmıştı. Elçin, “Fiyatı çok mu geldi?” diye sordu. Alexandra da, “Aksine, çok ucuz! Almanya’da böyle bir Villayı 2 Milyon Eurodan aşağı alamazsın!” deyince, Elçin’in gözleri parladı, beklediği tepkiyi almıştı. Gülerek, “Tamam işte, paranız varsa birini de siz alın, komşu olalım!” dedi. Alexandra, “Olabilir aslında! Kaç senedir güneşi bol olan bir ülkeye yerleşme düşüncemiz vardı. Para sorun değil, paramız var, ama önce banka hesaplarımızı bir gözden geçirmemiz lazım!” dediğinde, ben hemen lafa girdim ve Alexandra’ya, “Gerçekten öyle bir niyetiniz varsa, diğer köylere de bir bakalım, oralarda da satılık Villalar var!” dedim. Pişmiş aşa su kattığım için Elçin çok kötü bozulmuştu, zoraki gülümseyerek, “Bunları sonra konuşuruz! Ben sizleri buraya Villa satmaya değil, yemek yiyelim, sohbet edelim, eğlenelim diye davet ettim! Hadi mutfağa geçiyoruz!” dedi.

Elçin işi biliyordu, Otantik köy yemekleri yaptırmıştı yaşlı kadına. İçecek olarak da Rakı ve yöresel şaraplar vardı masada. Oturma şeklini önceden nasıl planlamıştı bilmiyorum ama, “Sen şöyle benim yanıma otur Haruncuğum! Sen de şöyle otur Atalaycığım!” diyerek bizi sağına ve soluna oturttu. Karşımıza ise Gustav, Alexandra ve Yeter oturdular. İşi bozmamdan korktuğu için olsa gerek, Elçin yemek esnasında herkesten çok benimle iligileniyordu. Konuşurken de elini sürekli bacağıma koyuyordu. Alexandra Elçin’e yemeklerin çok güzel olduğunu söyleyince, Elçin, “Bu yemekler sadece bizim köye özgüdür, başka köylerde bu yemekleri bilmezler! Aslında köyümüzün sunduğu diğer güzellikleri de keşfedince, inanın başka köylere bakmak bile istemeyeceksiniz!” diyerek, elini yarağıma attı ve masanın altından okşamaya başladı. Son söylediği cümle bana verdiği bir mesajdı…

Yarağımı biraz okşadıktan sonra elini çekip masanın üzerine koydu, diğer elini indirdi, Atalay’ın yarağını okşamaya başladı ve “Atalaycığım, sen ne düşünüyorsun köyümüz hakkında? Beğendin mi köyümüzü?” diye sordu. Atalay da, “Beğendim tabii, çok hoşuma gitti!” dedi. Elçin elini çekip, yaşlı kadına tatlıları getirmesini söyledi… Tatlılarımızı yedikten sonra da Türk kahvesi yaptırdı. Ben Atalay’a göz kırpıp, “Ortak, kahvelerimizi dışarda sigarayla içelim!” dedim. Kalktık, kahvelerimizi alıp dışarı çıktık. Atalay hemen hapları çıkardı, birer tane yuttuk. Kahve ve sigaralarımız bitince de tekrar içeri girdik.

Herkes içkisini alıp salona geçmişti. Diğerleri Rakıdan devam ederken, hayatında hiç içki içmemiş Yeter’in elinde yine şarap kadehi vardı. Bu akşam içtiği üçüncü kadeh şaraptı. Elçin Atalay’la bana da birer duble Rakı doldurup verdi. Kısık sesle çalan halk müziği eşliğinde içkilerimizi içip, havadan sudan sohbet ediyorduk. Gustav Rakısını bitirince Elçin’den inşaatları gezmek için müsade istedi. Elçin de, “Tabii!” deyip, inşaatın bekçisini aradı ve bir misafirinin inşaatı gezmeye geleceğini haber verdi…

Yaşlı kadın da mutfaktaki işlerini bitirip evine gidince, dördümüz kalmıştık. Elçin bana göz kırparak, “Yeter’e şarap yaramadı galiba, baksana mayıştı iyice! İsterse yukarı çıksın, misafir yatakodasının birinde uzansın!” dedi. Ama Yeter, “Yok, ben iyiyim!” dedi. Alexandra ne konuştuğumuzu sorunca, Elçin Almanca olarak, “Yeter’i yukarıya göndermeye çalışıyorum, ama gitmek istemiyor!” dedi. Alexandra da Yeter’e, “Hadi tatlım gel, birlikte çıkalım yukarıya!” diyerek Yeter’i elinden tutup kaldırdı ve el ele tutuşarak yukarı gittiler.

Onlar gidince Elçin büyük koltuğa geçip, “Siz de şöyle yanıma gelip otursanıza!” dedi. Kalktık, aynı yemekteki gibi Elçin’in sağına ve soluna oturduk. Bardaklarımızdaki içkilerimizi bitirince, Elçin ellerini önümüze atıp, yine pantolonun üzerinden yaraklarımızı okşamaya başladı. Aynı zamanda da sırayla bizimle öpüşüyordu. Biz de boş durmuyor, onun göğüslerini okşuyorduk. Bu arada haplar etkisini göstermiş, yaraklarımız kazık gibi olmuştu. Elçin, “Hadi biz de yukarı çıkalım, benim yatakta daha rahat ederiz!” dedi. Ben de, “Siz çıkın, ben bir sigara içip geliyorum!” deyip, onları gönderdim.

Dışarda sigaramı içip, ben de çıktım yukarı. Ama önce Alexandra’yla Yeter’e bir bakmak istiyordum. Elçin’in odasının hemen yanındaki odanın kapısını usulca açtığımda, Alexandra Yeter’i yatağa sırtüstü yatırmış, amını yalıyordu. İkisi de çırılçıplaktı. Yeter amının yalanmasından aldığı zevkle gözlerini kapamış, alt dudağını ısırıyordu. Kollarını da çarmıha gerilmiş gibi yanlara açmış ve tırnaklarını çarşafa geçirmişti. Bu manzarayı saatlerce izlesem bıkmazdım, ama şimdi bunun sırası değildi. Kapıyı geri usulca kapatıp, Elçin’in yatakodasına girdim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir