Köydeki Muhteşem Amcık – Bölüm 6

Nurcan arabada da elimi bırakmadı. Elimi, sadece vites değiştireceğim zaman bırakıp, hemen yeniden tutuyordu. Liseli aşık kızlar gibiydi. Halen çözememiştim bu kızı, bazen çok saf diye düşünüyordum, bazen çok salak, bazen de çok kurnaz. Belki de iki kültür, iki dil arasında bocaladığı için, sorduğu sorular veya anlattıkları, benim onun hakkında böyle düşünmemi sağlıyordu. Belki de son derece harbi bir kızdı, düşündüğünü pat diye söylüyordu sadece. Doğrusu biraz üzülüyordum kızın haline, benim amacım onu sadece sikmekti. Ve sikmiştim de. Kızcağız ise çoktan evlilik hayallerine kapılmıştı. İçimi suçluluk duygusu kaplamıştı. Kendimi sanki pazarda, almayacağım halde, alacakmışım gibi yapıp Çileklerin tadına bakmışım gibi görüyordum.

Köye 8-10 kilometre kala, “Ee Schtazi, benimle evlenecek misin? Ben çok istiyorum seninle evlenmeyi!” dedi. Er yada geç bu soru gelecekti, biliyordum. Hadi babasını siktir et, şimdi ben bu kıza ne diyecektim? Kızı üzmek istemiyordum. Ama kendimi ve ailemi de düşünmek zorundaydım. Biliyordum ki, ‘Evet’ dersem, babası apar topar nişan düğün yapmaya kalkışacak ve Oldu Bitti’ye getirecekti olayı. Adamın niyeti en baştan belliydi, yok çukulotayla, yok cebime 5-6 yüz Euro koymakla, yok arabasını verme vaadiyle, yok apartman katı vaadiyle gözümü boyayıp, kaşla göz arasında (Bir Almanla evlenip boşanmış) kızını bana kakalamaktı amacı. Üstelik adam anasının gözü birine benziyordu, birkaçyüz Euro verebilirdi, ama 129.000 Euro’luk arabayı ve apartman katını vereceğinden emin değildim. Almancı Ramazan çavuş anasının gözüyse, ben de bunlara kanacak kadar saf değildim!

Nurcan’a Diplomatik bir cevap vermeliydim. Onun için arabayı otoyolun kenarında müsait bir yere çektim. Kontağı kapattım ve “Şimdi lafımı bölmeden dinlemeni istiyorum! Tamam mı?” dedim. “Tamam Schatzi!” deyince konuşmaya başladım:

“Güzel bir kızsın, harika bir vücudun var, çok sexysin, çok ta güzel seks yapıyorsun, seni çok beğendim. Ama evlilik konusunu konuşmak için daha çok erken! Tamam, seninle seks yaptık, ama tanışalı birkaç saat anca oldu, seni ve aileni nerdeyse hiç tanımıyorum. Sen de beni ve benimkileri daha tanımıyorsun. Huyumu, suyumu, karakterimi, geçmişimi bilmiyorsun daha. İçkim, kumarım, karı kız olayım, çapkınlığım, berduşluğum, ipsizliğim, sapsızlığım, sapkınlığım, üçkağıtçılığım, dolandırıcılığım, yalancılığım, dayağım, küfürüm, Sadistliğim vs. var mı bilmiyorsun. Hobilerim, zevklerim, dinlediğim müzik, okuduğum kitaplar, sevdiğim filimler, mizah anlayışım, hayallerim, inancım, siyasi düşüncem, ileriye dönük planlarım vs. nelerdir bilmiyorsun. Belki de beni yakından tanıyınca benimle evlenmek bile istemeyeceksin. Böyle şeyler zaman ister. Ayrıca çok önemli bir şey daha var, benim daha okulum bitmedi. Diplomamı, mesleğimi elime almadan, kendi paramı kendim kazanmaya başlamadan, para diye ailemin eline bakarak evlenmek istemiyorum! Kusura bakma, hızlı konuştum galiba? Söylediklerimin hepsini anlayabildin mi, açıklamamı istediğin bir şey var mı?” dedim.

Nurcan, “Yok, hepsini anladım. Türkçeyi belki çok iyi konuşamıyorum, ama hepsini anlıyorum! Şimdi senin beni dinlemeni istiyorum!” dedi ve beni şok eden şeyler anlatmaya başladı:

“Sana hak verdim, ama bunların hiçbiri benim için sorun değil! Çünkü ben sana ilk görüşte aşık oldum! Sana aşık olmasam, evlenip boşandığımı söylemezdim. Türkiye’ye gelirken babam, evlenip boşandığını kimseye anlatma, evleneceğin adama bile söyleme demişti. Ama ben sana anlattım. Annem de, nikah olmadan kimseyle seks yapmayacaksın diye tembihlemişti. Ama ben seninle yaptım. Eğer konu içki, kumar, kadın kız falan ise, bunları bütün erkekler yapıyor, bunu Jürgen de yapardı, hatta babam bile yapıyor. Eğer konu okulun ise, okulun bitene kadar beklerim…

Eğer konu para ise, para hiç sorun değil. Jürgen çok zengin birisi, nekadar parası var kendisi bile bilmiyor. Çok büyük bir inşaat ve emlak Firması var, eski binaları çok ucuza satın alıp, restore ediyor, sonra da ya kiraya veriyor, yada çok paraya satıyor. Milyonlar kazanıyor. Zaten onunla iş konusunda tanışmıştım, Kuaför salonu açmak istediğim dükkanın ve dükkanın üstündeki evlerin de komple sahibiydi. Ben dükkanı kiralamak istiyordum. Ama Jürgen bana aşık olduğunu söyledi ve evlenirsek, dükkanın tapusunu adıma yapacağını söyledi. Ben kendi işyerimi açmayı çok istiyordum. Babama tapu konusunu söylemedim, Jürgen’i çok sevdiğim için evlenmek istediğimi söyledim. Babam karşı çıktı evlenmemize, ama Jürgen babamı parayla ikna etti, babama 300.000 Euro verdi. Yani babam bu altımızdaki arabayı Jürgen’in verdiği parayla aldı. Annemin kolundaki altınlar da öyle. Köye yapılacak apartman da o paradan yapılacak…

Jürgen diyordum, onunla evlendikten 2 ay geçmeden karıya kıza gitmeye başladı, günlerce eve uğramaz oldu. Zaten benden önce de öyleymiş. Benden önce 3 kere evlenip boşanmış, evliliklerinin hepsi de kısa sürmüş. Bir süre sonra da benim en yakın kız arkadaşıma aşık olduğunu söyleyip, boşanalım dedi. Ama ben ilk başta boşanmak istemedim. Kendi isteğimle boşanayım diye bana 500.000 Euro para verdi, ben de ozaman boşanmayı kabul ettim. Ailemin bu paradan da haberi yok, Jürgen kocalık görevini yerine getirmiyor diye boşandığımı biliyorlar. Ama aptallık etmişim, boşandıktan sonra bir Avukat arkadaşım söyledi, eğer kendi isteğimle değil de, mahkemeyle boşansaymışım, Jürgen’in en az 1-2 Milyonunu alabilirmişim. Neyse, bunlar artık önemli değil. Şu anda tek önemli şey sana olan aşkım! Eğer sorun gerçekten paraysa, yeterince param var yani. Ayrıca Kuaför salonum da çok iyi çalışıyor, her ay ortalama 5.000 Euro neto kazanıyorum. Bu parayla rahat geçiniriz!” dedi.

Nurcan’ın anlattıklarının şoku altındaydım. Bizim Ramazan çavuş para için, kızını resmen bir Almana satmış oluyordu. İçimden (Vay amına koduğumun pezevengi!) diye küfür ettim, demek para veren olsa karısını da siktirecekti bu vicdansız gavat. Utanmadan bir de altındaki arabayla, köye yaptıracağı apartmanla hava atıyordu şerefsiz! Peki ya karısına ne demeli? Karısı olacak o orospu da az değildi, hava atmak için nerdeyse kolundaki bilezikleri milletin gözüne sokacaktı! Millet tabii paranın nerden geldiğini bilmiyor. İçimden Ramazan çavuşun karısını da bir güzel kalayladım! Nurcan’ın haline üzülmüştüm şimdi. Kızın hakkındaki teşhisimi bir kez daha değiştirdim, bu kız çok saf ve dürüst idi. Bu kızın yalan söyleyebileceğine inanmıyordum. Harbi bir kızdı.

Kafamdan bunlar geçerken, Nurcan kolumu dürttü ve “Ee, birşey demiyecekmisin?” dedi. Ona, “İyi güzel söylüyorsun da, ben karı parası yiyecek adama benziyormuyum?” dedim. “Ama evlenirsek, benim param otomatikman senin paran olacak! Öyle değil mi?” dedi. “Yok öyle değil, sanki seninle paran için evlenmiş gibi hissederim kendimi!” dedim. Nurcan durdu durdu, “Hesap numaranı ver, 500.000 Euro’nun hepsini şimdi senin hesabına göndereyim! İstersen Almanya’ya dönünce Kuaför salonumun olduğu dükkanı da satarım, oranın parasını da sana veririm! Yaklaşık 700.000 Euro da orası eder!” dedi. Elimde olmadan güldüm ve “Aklın sıra beni mi deniyorsun, yoksa şaka mı yapıyorsun?” dedim. “Hayır, yemin ederim çok ciddiyim! Ver hesap numaranı, hadi!” dedi. Blöf yapıyor diye düşündüm, çünkü bu devirde kim kime okadar parayı senetsiz sepetsiz pat diye verirdi?

Hesap numaramı verdim, gerçekten okadar parayı gözünü kırpmadan benim hesabıma aktaracakmıydı, bunu öğrenmek istiyordum. Tablet bilgisayarını çıkardı, Almanya’daki bankanın sitesine girdi, hesabını bana gösterdi. Dediği kadar para vardı hesabında. Sonra benim hesap numarama havale edilmek üzere rakamın hepsini yazdı. Tam, ‘İşlemi tamamla’ butonuna basacağı zaman elini tuttum ve “Peki, ya para hesabıma geçtikten sonra senle evlenmezsem?” dedim. “Bunu benimle evlen diye yapmıyorum ki, istersen evlenme! Bunu sana aşkımı ıspatlamak için yapıyorum!” deyip, ‘İşlemi tamamla’ butonuna bastı! Sonra da paranın hesabıma aktarıldığı onayını gösterip, “Sana aşık olduğuma şimdi inandın mı?” dedi.

Halen inanamıyordum bunu yaptığına. Bir insan nasıl bukadar saf olabilirdi. Sanki oyun oynarken, elindeki Misketini arkadaşına verir gibi, hesabıma aktarmıştı okadar parayı. Bu kız sevmeyi de, sevilmeyi de hak ediyordu. Ayrıca şimdi Nurcan’ı sevmek için fazladan 500.000 tane sebebim daha olmuştu. Eğriye eğri, doğruya doğru demek lazım, zaten kızın fiziğine, boyuna posuna, güzelliğine ve Seksapeline ilk görüşte hasta olmuştum. Sadece kızın konuşmalarındaki patavatsızlığı ve babasının davranışları biraz canımı sıkıyordu. Onun dışında, Nurcan’ı koluma takıp, göğsümü gere gere yanımda gezdirecek kadar yakıştırıyordum kendime. Nurcan güzellik olarak, bizim Üniversitedeki kızların çoğuna 5 basardı. Hatta biraz Mankenlik ve Zerafet eğitimi almış olsa, Nurcan’ı görenler kesin Manken zannederdi.

Ona, “Bunu yapmana gerek yoktu, bana aşık olduğunu başından beri biliyordum!” deyip uzandım, dudaklarından öptüm ve arabayı çalıştırıp geri otoyola çıktım. Nurcan yine elimi tutuyordu ve yaptığından çok mutlu olmuş görünüyordu. Köye girerken, “Şimdi babamlar kesin soracak, ne oldu, ne yaptınız diye, onlara ne demeliyim?” dedi. “Onlara, gezdik, eğlendik, konuştuk, birbirimizi tanımaya çalışıyoruz, şimdilik iyi gidiyor dersin, başka birşey anlatmana gerek yok, tamam mı?” dedim. “Tamam Schatzi, sen nasıl istersen!” dedi. “Bana birdaha ‘Schatzi’ deme! Aşkım de, Canım de, Hayatım de, ama o kelimeyi birdaha kullanma! Tamam mı aşkım?” dedim. “Tamam aşkım!” dedi. Ona ‘Aşkım’ dediğime çok sevinmişti, ama ‘Schatzi’ lafına neden gıcık olduğumu anlamadığı belli oluyordu. O kelimenin karşılığı da, bizdeki Aşkım, Canım, Hayatım anlamına geliyordu, ama ‘Schatzi’ lafını duyduğum zaman aklıma hemen Jürgen denen orospu çocuğu geliyordu. Bu da canımı sıkıyordu.

Evin önüne geldiğimizde, arabanın sesine, Nurcan’ın babası ve eniştem dışarı çıkmışlardı. Kontağı kapattım ve anahtarı verdim Nurcana. İndik arabadan. Ramazan çavuş kızına sorar gözlerle bakarken, eniştemin bakışlarında, Nurcan’la benim gezmeye gitmemize anlam veremediğini gördüm. Nurcan babasının yanağına öpücük kondurup, arabanın anahtarını verdi ve bana gülümseyip el sallayarak içeriye girdi. Ramazan çavuşun bana birşey sormasına fırsat vermeden, “Araban çok güzelmiş, uçak gibi gidiyor! Kalıp sohbet etmek isterdim, ama eve gitmem lazım, bekliyorlardır. Sonra görüşürüz!” dedim. Enişteme de Vedat’ı sonra göreceğimi söyledim. Kendi arabama yürürken, Ramazan çavuş arkamdan, “Dur bekle, birşeyler vereceğim!” diye seslendi ve içeri girdi. Az sonra elinde bir poşetle geldi, “Karton senin, diğerlerini annene babana verirsin. Onlarla en kısa zamanda görüşmek istediğimi söyle!” dedi. Verdiklerine teşekkür edip, “Tamam, söylerim!” dedim, arabayı çalıştırıp uzaklaştım ordan. Poşette, benim için 1 karton Marlb*** sigara ve bizimkiler için birkaç paket çukulota vardı.

Doğru söylemek gerekirse, Ramazan çavuşun son model Merce***’inden sonra, bizim yerli araba odun gibi gelmişti. Kendimi, At’tan inip, Eşeğe binmiş gibi hissettim. Eve varana kadar Nurcan’ı düşündüm, hesabıma aktardığı parayı düşündüm, içimde sebebini anlamadığım bir suçluluk duygusu vardı. Evin önüne parkedip, bahçe kapısını açtığımda, Meryem’le Zahide verandada oturuyorlardı. Meryem heyecanla, “Evde kimse yok, herkes düğün evine gitmiş! Biz de gideceğiz… Belki seni görürüz diye bakmaya gelmiştik… Hani senin yanında Zahide’ye birşey anlatacaktım ya, onun için getirdim Zahide’yi! Şimdi anlatayım mı?” dedi. “Yok daha değil, siz inin aşağıya, ben geliyorum hemen!” dedim, bodrumun anahtarını verdim Meryem’e. Onlar bodruma inerken, ben de eve girdim, sigarayı çantama koydum, sonra çukulotaları poşetten çıkarıp mutfağa bıratım. Mutfaktan da koca bir tutam peçete alıp çukulotaların boşalan poşetine koydum ve yanıma alarak bodruma indim.

Ben bodruma girerken, Zahide Meryem’i sıkıştırıyordu, “Ne anlatacaksın kız, çatlatma beni, hadi söyle?” diye, kızın kolunu çimdikliyordu. Kapıyı kilitledim, “Gelin şöyle, oturun!” diyerek geçtim yatağın üzerine oturdum, peçetelerin olduğu poşeti yastığımın yanına bıraktım. Geldiler yanıma oturdular. Zahide, bukadar esrarengiz davranan Meryem’in ne anlatacağının merakıyla kudurmuştu. Meryem de bir an önce anlatmak için yerinde duramıyordu. Gözlerime sabırsızca bakarak, “Anlatayım mı?” dedi. “Önce Zahide’yle konuşmak istediğim bir şey var, ondan sonra anlatabilirsin!” dedim. Meryem heyecanla, “Tamam!” dedi. Zahide bu sefer benim kendisiyle ne konuşacağımı merak etmişti. Zahide’ye, “Meryem sana şimdi bir sırrını anlatacak. Ama onun sırrı direkt benimle ilgili. Benim de sana güvenmem gerekiyor. Bunun için senden bazı isteklerim olacak, onları yerine getirmeye söz verirsen, anlatmasına izin veriyorum. Bak ama, Meryem sana anlattıktan sonra üçümüz sırdaş olacağız, ayrıca burada olacaklar burada kalacak! Ne diyorsun, anlatsın mı? Söz veriyormusun dediklerimi yapacağına?” dedim.

Zahide şimdi daha bir meraklanmıştı, heyecanla, “Tamam, söz veriyorum, anlatsın!” dedi. Meryem’e anlatabileceğini söylediğimde, heyecanla ve damdan düşer gibi, “Biz Harun abiyle sikiştik!” dedi. Zahide bunu hiç beklemiyordu galiba, elini ağzına götürüp, “Hııı?” dedi. Aptallaşmış ve suratı kireç gibi bembeyaz olmuştu, bir bana, bir Meryem’e bakıyordu. Meryem, “İnanmıyorsan kendisine sor!” dedi. Ben de, “Sormasına gerek yok, gösterebiliriz!” deyip, telefonumu çıkardım ve Meryem’i Aşıklar tepesinde götten sikerken çektiğim resimleri gösterdim. Zahide, sikişen birilerinin resimlerini ilk defa görüyor olmalıydı, üstelik resimdeki kişiler şimdi yanıbaşında duruyordu. Resimlere, fal taşı gibi olmuş gözlerle ve alt dudağını ısırıp, yutkunarak bakıyordu. Meryem de bakıyordu resimlere, ama o daha önce gördüğü için, suratında sinsi bir gülümseme ve gizli bir gururlanma vardı.

Bu arada benim yarak kazık gibi olmuştu. Telefonu gömleğimin cebine koyup ayağa kalktım, Meryem’i de elinden tutup kaldırdım, dudaklarından öptüm, Zahide’nin şaşkın bakışları eşliğinde öpüşmeye başladık. Öpüşürken Meryem’in buluzunun altından elimi soktum, göğüslerini okşuyordum. Sonra bluzunu çıkardım ve “Sutyenini çıkar!” dedim. Meryem ikiletmeden çıkardı sutyenini. Eğilip küçücük göğüslerini okşayarak, öptüm, yaladım, üzüm gibi uçlarını emdim. Zahide sanki ilk defa pornofilm izleyen birisi gibi, yutkuna yutkuna bize bakıyordu.

Meryem’e, “Şalvarını ve donunu da çıkart!” dedim. Meryem şalvarını ve donunu çıkarırken, Zahide’ye döndüm ve “Birazdan yapacaklarımızla üçümüz sırdaş olacağız, tamam mı?” dedim. Zahide yutkunup ‘Tamam!’ anlamında kafa salladı. Çırılçıplak soyunmuş Meryem’i Zahide’nin yanına, yatağa domalttım. Pantolonumu ve boxerimi çıkardım. Sıvazladığım yarağıma gözünü dikmiş Zahide’ye, “Meryem’in götünün yanaklarını ayır ve göt deliğine bolca tükür!” dedim. Zahide heyecanla tükürüğünü Meryem’in göt deliğine isabet ettirmeye çalışırken, telefonumu çıkarıp o halde ikisinin resmini çektim. Sonra Meryem’in götüne yaklaştım ve Zahide’ye, “Yarağıma da tükür, bolca!” dedim. Yarağıma tükürürken de resim çektim ve telefonu gömleğimin cebine koydum.

Yarağımı dayadım Meryem’in göt deliğine. Kafasını yavaşça soktuktan sonra, kalanını birden kökledim. Bu sefer biraz fazla acıtmış olmalıydım, ama Meryem yinede, Zahide’ye mahçup olmamak için fazla ıhılamadı, yüzünü yatağa gömdü sadece. Ben Meryem’in götüne kenetlenmiş haldeyken, Zahide halen Meryem’in götünün yanaklarını ayrık tutuyordu. Zahide’nin elini tutup ayağa kaldırdım ve sağ tarafıma çekip dudaklarına yumuldum. Yarağım Meryem’in götünde hareketsiz beklerken Zahide’yi öpüyordum. Zahide resmen şoktaydı, ruh gibi öpüşüyordu benimle. Sağ elimi Zahide’nin şalvarının arkasından daldırdım içeriye. Götünün yanaklarını avuçluyordum, öpüşmeye devam ederken.

Meryem o sırada, yatağa gömdüğü kafasını kaldırınca, Zahide’yle öpüştüğümüzü ve şalvarının içinde hareket eden elimi gördü. Bu sefer şaşırma sırası Meryem’deydi, anlam veremiyordu bu yaptığıma. Hoş anlam verse ne olacaktı ki, öyle yada böyle sikecektim Zahide’yi de. Zahide’nin kulağına, “Hadi soyun, seni de sikeceğim!” deyip elimi çıkardım şalvarından. Zahide bunu duyunca dondu kaldı, onu da sikeceğimi hiç mi hiç beklemiyordu. Ben bu arada Meryem’in götüne yavaş yavaş pompalıyordum. Meryem şimdi ufaktan ıhılamaya başlamıştı. Baktım Zahide Transa geçmiş gibi duruyor, kolundan tutup, biraz sertçe, “Soyunsana!” dedim. Bunun üzerine utanarak bluzunu ve şalvarını çıkardı, sutyen külotla kaldı. “Onları da çıkar!” dedim.

Pompalamaya ara vermiştim, yarağım Meryem’in götünde hareketsiz bekliyordum Zahide’nin tamamen soyunmasını. Meryem neler olduğunu anlamak için ikide bir kafasını çevirip arkaya bakmaya çalışıyordu. Zahide ürkekçe sutyenini ve külodunu çıkarıp, elleriyle göğüslerini ve amını kapattı. Zahide’yi yatağa doğru hafif ittirerek, “Meryemin yanına domal, aynı Meryem gibi!” dedim. Dediğimi yaptı. Şimdi ikisi de önümde domalıktı, birbirilerinin suratlarına boş boş bakıyorlardı. İkisinin o halde de birkaç resmini çektim, telefonu koydum gömleğimin cebine. Sonra yine Meryem’in götüne pompalamaya devam ettim. Ama busefer sağ elimle de Zahide’nin amını okşuyordum. Az sonra, Meryem götüne yediği yarrağın acısından, Zahide de amını ve klitorisini okşamamın verdiği zevkten inliyordu.

Biraz bu şekilde Meryem’in götünü siktikten sonra, yarağımı Meryem’in götünden çıkarıp, sağa kaydım ve Zahide’nin amına soktum. Şimdi Zahide’nin amını sikerken, sol elimle Meryem’in amını ve klitorisini okşuyordum. İkisi de zevkten inliyor, ve orgazm olmaya yaklaşıyorlardı. Önce amında yarak çalışan Zahide orgazm olup boşaldı. Meryem’in amını okşamayı hızlandırdım, o da biran önce orgazm olsun diye. Çünkü ben de yavaş yavaş sonlara geliyordum ve daha Zahide’nin götünü de sikecektim. Meryem de orgazm olunca, yarağımı Zahide’nin amından çıkarıp, göt deliğine tükürdüm ve dayadım.

Meryem deminkiyle birlikte sadece 2 kez siktirmiş oluyordu götünü. Ama Zahide’nin götü alışıktı yarak yemeye, hemencecik girdim götüne ve hiç beklemeden pompalamaya başladım.

Zahide’nin belinden iki elimle kavrayıp, götünü seri bir şekilde sikiyordum. Meryem yan dönmüş, Zahide’nin götünü sikmeme bakıyordu. Sonunda boşalmak üzereydim, Zahide’ye kenetlenip, fışkırdım götünün içine. Bir süre içinde kaldım ve yarağım götündeyken de birkaç resim çektim. Sonra Meryem’den poşete uzanıp içindeki peçeteleri çıkarmasını istedim. Birkaç peçete aldım ve döller yatağa akmasın diye yarağımın altına tutarak çıktım Zahide’nin götünden. Yarağımı peçeteye sarılı tutarken, biraz peçete daha alıp, Zahide’nin götünden süzülen dölleri sildim. Döle bulanmış peçeteleri geri boş poşete atıp, birkaç yeni peçete aldım, dürdüm büktüm ve Zahide’nin Götüne soktum. Ama gülmeden de edemedim. Zahide götünde tıkalı peçetelerle, aynı kasap dükkanının vitrinindeki asılı duran koyunlara benzemişti. Kasaplar da vitrindeki koyunların götüne dekorasyon amaçlı kıvırcık marula benzer birşeyler tıkıyorlardı.

Kızların elbiselerini toplayıp verdim, “Giyinin hadi!” deyip, ben de giyinmeye başladım. Hepimiz giyindikten sonra bunları yatağa iki yanıma oturtup, önce biraz Meryem’le, sonra da Zahide’yle öpüştüm. “İşte şimdi üçümüz tam sırdaş olduk!” deyip, telefonumu çıkardım, onlarla demin sikişirken çektiğim resimleri gösterdim. Meryem resimlere merakla bakarken, Zahide’nin yüzü yine kireç gibi bembeyaz olmuştu. Zahide ilk defa kendi sikişirken resmini görüyordu. Kızlara, motivasyon vermek amacıyla (Siktiğim tüm kızlara söylediğim gibi), “İkiniz de çok güzel sikişiyorsunuz!” dedim. Bu onları çok az da olsa rahatlatmıştı. “Hadi, gidin şimdi, sonra görüşürüz!” diyerek kaldırdım kızları ve kapıyı açıp, gelen giden var mı diye önce baktım, sonra da popolarına birer şaplak attım, gönderdim.

Kızlar kol kola girip düğün evine giderlerken, ben de telefonumdaki resimleri Laptopuma yedekledim. Sonra yukarı çıkıp, güzel bir duş aldım, üzerimi değiştirdim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir